Sunday, June 21st, 2009


bismillahBismillahirRahmanirRahim

Kızıl Elma, Türkler özellikle Oğuz Türkleri için Kızılelma, üzerinde düşünüldükçe uzaklaşan ancak uzaklaştığı oranda cazibesi artan ülküler veya düşlerdir.

Kelimenin tam olarak ne zaman, nerede ve nasıl geçtiği bilinmemekle birlikte tarihi akış içerisinde hep batı yönünde ilerlemenin bir sembolü olmuştur.

İstanbul’un Fethi‘nden sonra, Kızılelma’nın, Roma‘da bulunan Saint-Pierre Kilisesinin mihrabındaki altın top olduğu ileri sürülmüştür.

Bir milletin yürütücü kuvvetine ‘ülkü’ denir. Toplumlardaki kişileri birbirine bağlayan nesne, sadece kök birliği, çıkar ve ihtiyaç değil, bunlarla birlikte ve aynı zamanda ülküdür. ülküsüz topluluk yerinde sayan, ülkülü topluluk yürüyen bir yığındır. Sözlük anlamı ‘and’ ve ‘uzak hedef’ demek olan ‘ülkü’, topluluğu aynı yolda yürüten bir kuvvettir ki, bu uğurda insanlar birbirlerine karşı içten sözleşmiş gibidirler.

ülkü, ilkönce, insanların gönüllerinde, gönüllerinin derinliğinde, şuuraltında, hayallerinde doğar ve kendini önce destanlarda gösterir. Sonra şuura geçer, büyük kılavuzlar tarafından açıklanır. Daha sonra da büyük kahramanlar, onu gerçekleştirmek için büyük hamleler yapar. Bu hamle sırasında da ülkülü millet, kahramanlar ardından gönül isteği ile koşar. Bütün bu uğraşmalar arasında da millet yürür; önce manen, sonra maddeten ilerler, olgunlaşır, erginleşir.

Türk destanlarından çıkan anlama göre, Türklerin ülküsü, fetihler sonunda büyük ve üstün bir devlet kurarak bu devletin içinde bolluğa ve mutluluğa kavuşmaktır. Aşağı yukarı, her millet, aynı şekildeki milli gayelerin ardındadır. Milletlerin çapına, kaabiliyetine göre milli ülkülerin ayrıntılarında farklar olmakla beraber, ana çizgiler bakımından hepsi birbirine benzer: Büyümek ve rahatlığa kavuşmak!

Türkler, kendi ülkülerine niçin ‘kızılelma’ demiştir, bunun sebebini bilmiyoruz. Yalnız bu addaki saflık ve tabiilik, Türk ülküsünün çok eski olduğunu göstermek bakımından manalıdır. Kızılelma adı, ülkünün aydınlardan önce halk arasında doğduğunu gösterse gerektir.

Kızılelma ülküsü, Osmanlıların parlak çağlarında iyice belirip şekillenmiş ve konak konak, Türk büyüklüğünün, yükseklik fikrinin, ilahi bir gayenin timsali haline gelmiştir. Bu büyük düşünce olmasaydı, XI. Yüzyılda Anadolu’ya gelen, ençok bir milyon Türk, Bizans’ın Asya ve Avrupa’daki topraklarında rastladıkları diğer Türklerin birkaç tümenlik hrıstiyanlaşmış döküntülerinin yardımı ile de olsa, bu dünya çapında devleti kurup dört kıta ‘dördüncüsü Okyanusya’dır’ üzerindeki teşkilat ve medeniyet şaheserini yaratamazdı.

Milletlere milli inanç ve güvenç veren ülkünün ne büyük bir kuvvet olduğunu anlamak için bugünkü olaylara bakmak yeter:

60 milyonluk bir millet olmalarına rağmen dağınık, teşkilatsız ve geri olan Araplar, milli ülküleri olan Arap Birliği düşüncesi sayesinde toparlanma yoluna girmişlerdir. ülkülerinden aldıkları güçle, Filistin işinde İngiltere ve Amerika’ya kafa tutmaktadırlar. ülkü sahibi millet oldukları için de dünyada itibarları ve değerleri artmıştır. Bizim için çok büyük isret ve ders olan şu olay, Arapların itibarını göstermesi bakımından manalıdır: Birleşmiş Milletler teşkilatının 11 üyeli Güvenlik Konseyi’nin beşi ‘Amerika, İngiltere, Fransa, Rusya ve Çin’ daimi, altısı geçicidir. 1945 yılında, bu altı üyelik için seçim yapıldı. 900 yıllık büyük bir geçmişi ve tarihi olan, askeri devlet olarak nam kazanmış bulunan Türkiye bu seçimde ancak bir tek oy alarak Konsey’e giremediği halde, İngiliz işgalinden henüz kurtulamamış olan ordusuz, donanmasız Mısır, 45 oy alarak bu üyeliğe seçildi. Demek ki, o zamanki Birleşmiş Milletler teşkilatına dahil bulunan 50 devletten 45’i, Mısır’ı bizden daha itibarlı ve üstün görmüştü.

1946’da geçici üyelik için yapılan seçimde de, Türkiye’ye kimse oy vermediği halde, Suriye 45 oy aldı. Bir iki yıllık bir devlet olan o zamanki üç milyon nüfuslu Suriye’nin Türkiye`ye tercih edilmesinin sebebi açıktır: Suriye, bir ülkünün ardındadır. Yani prensip sahibidir. Bundan dolayı da, düşmanlarının bile saygısını kazanmıştır.

Yahudiler de, ülkü sahibi olmanın ikinci bir ibret verici örneğidir. Korkaklığı atasözü haline gelen bu millet, bugün, bir milli ülkünün ardında, herhangi bir millet kadar cesaretle çarpışıyor. Milli kahramanlar ve bu milli kahramanlar, idama mahkum edildikleri ve bağışlanma dileğinde bulunurlarsa ölümden kurtulacakları halde, İngiltere’den af dilemeyerek milletlerine şeref vermek suretiyle ölüyorlar. Bu milli ülkü sayesinde, Filistin’deki yarım milyon yahudi (O zaman Filistin’de yarım milyon Yahudi vardı), yalnız Araplarla değil, koca İngiltere ile savaşı göze alıyor, Amerika’ya meydan okuyor. Milli ülküye yapışmak sayesinde Yahudiler o kadar kuvvetlenmişledir ki, bugün İngiltere imparatorluğu onlara karşı bir şey yapamıyor. Tebaasında bir tek kişinin hapse atılmasını savaş sebebi saban İngiltere, bugün, İngiliz askerlerinin öldürülmesine, İngiliz subaylarının kaçırılıp dayak atılarak horlanmasına, masum İngiliz çavuşlarının Yahudiler tarafından canice asılmasına ses çıkaramıyor.

Bütün bunların en önemli sebebi Arapların ve Yahudilerin olağanüstü kuvvetli olmasıdır. Bu kuvvet maddi değil, manevidir, Yani ülkü kuvvetidir.

Kızılelma ülküsüne ‘tehlikeli maceracılık’ diyenler, bugünkü Araplar ile Yahudilere bakıp düşünmelidirler. Hele Yahudiler 2000 yıl önce kaybettikleri vatanlarını yeniden ele geçirmek ve yalnız kitaplarda kalmış olan İbrani dilini diriltip bir konuşma dili haline getirmek uğrundaki çalışmaları ile dünyaya örnek olmuşlardır.

Biz ise bir yandan ‘bir Türk dünyaya bedeldir’ vecizesine inanmış görünürken, bir yandan da kendimizi baltalayıp inkar ettik. Büyüklükten korktuk. Küçüklüğü benimsedik ve milli ülkü ile delilik diye alay ettik. Güvenlik Konseyindeki seçimler göstermiştir ki, kimseden bir şey istememek, herkesle hoş geçinmek, ittifaklar yapmak bir millete itibar sağlamıyor. Kızılelma ülküsünü bir delilik sayacaksak, büyüklükten değil, yaşamaktan da vazgeçmeliyiz. ‘Tarihi görevini yapmış ve artık ölmeye yüz tutmuş bir topluluk’ olmayı kabul etmeliyiz. Eski Asurlular, Hititler, Romalılar gibi haritadan silinmeye razı olmalıyız. Buna razı değilsek milli ülkünün peşine düşmeliyiz ve demiryolu yapmakla birkaç fabrika kurmayı ülkü diye göstermek gafletinden çekinmeliyiz.

ülküler için ‘maddi faydası nedir?’, ‘uygulanabilir mi?’ diye düşünmek doğru değildir. Hiçbir inanç riyazi mantığa vurulmaz. Tanrı’nın varlığı da riyazi metod ile isbat edilememiştir. Fakat yüz milyonlarca insan ona inanmakta ve bu inançtan güç almaktadır. ülküler de böyledir.

Kızılelma ülküsünün gerisinde savaşlar ve büyük sıkıntılar görüp de korkanlar bulunabilir. Kendi rahatı ve keyfi kaçmasın diye insanlık davası (!) güdenler, ülküyü inkar edenler her zaman, her yerde çıkabilir. Fakat bir milletin içinde büyük bir çoğunluk milli ülküye inandıktan sonra, geri kalanlar da ister istemez bu milli akıntıya uymaya mecburdurlar. Bizim için önemli olan, dost kılıklı yabancıların milli ülküyü güya milli çıkar adına baltalamasının önüne geçmektir.

Bir topluluktan ortak ülküyü kaldırın, insanların hayvanlaştığını görürsünüz. Ortak düşüncesi olmayan toplulukta, herkes, yalnız kendi çıkar ve zevkini düşünür. Böyle bir toplulukta fedakarlık, saygı, nezaket kalmaz. Bencillik, kabalık, rüşvet, iltimas ve namussuzluğun türküsü alır yürür. Maddileşmiş bir insan vatan için ölür mü? Bencil bir insan muhtaçlara yardım eder mi? Milletine inanmayan bir adam yabancı ile işbirliği yapmaz mı? Erdemi gülünç bulan birisi çalıp çırpmaz mı? Kızılelma, Türk milletinin manevi besinidir. Açlar yiyecek bulamadıkları zaman nasıl faydasız, zararlı, hatta zehirli nesneleri yerlerse; Türk milleti de ‘Kızılelma’ kendisine yasak edildiği için marksizm ve kozmopolitizm gibi zararlı ve zehirli fikirlere el uzatıyor.

Fakat artık bu devir kapanmıştır. Gittikçe uyanan milli şuur karşısında gafiller ve hainler, Türk milletini daha çok aldatamayacaklardır. Kızılelmanın yolunu kapatamayacaklardır.

Ziya Gökalp’ın mısraları düsturumuz olacaktır:

Demez taş, kaya Yürürüz yaya… Türküz, gideriz Kızılelmaya.
Kızılelma, 1.sayı, 31 Ekim 1947

[http://tr.wikipedia.org/wiki/K%C4%B1z%C4%B1l_Elma]

bismillahBismillahirRahmanirRahim

People are ignoring the Shariat by claiming that they have reached
Hakikat and Marifat. In this sohbet Seyh Mevlana Nazim is saying
that he is not an easy one when it comes to Shariat. Sheykh Abdul Kerim was
saying in his sohbet one night that Shariat applies to everything and in every
level. Shariat has its own Shariat, Tariqat has its own Shariat, Hakikat has its
own Shariat and Marifat has its own Shariat. Nothing is without laws.

THE ENEMY OF MANKIND

Sheykh Mevlana Nazim al-Hakkani al-Kibrisi

25th December, 2001.

A new day, new provision. Every day is different.. One of the 54
obligations of a believer is to know who is his enemy…Man needs a
guide. Who has a guide is on the straight path. Someone must go ahead
and people must follow. You cannot guide yourself, you need a guide,
that is the arrangement of Allah. All prophets were shepherds- first
for sheep, then for people.

They were guiding people on the way of truth to Allah, it is their
duty. Ho cannot distinguish the friend from the ennemy, will be
harmed. You must know who is your ennemy, and who is your friend. A
friend is someone who cares about you, who is on your side, who may
burn for you. The ennemy is the one who wants to harm you, who is
against you and who is asking to burn you. The ennemy wants to destroy
mankind, the friend wants to keep mankind alive and bring them to safety.

All prophets were informing about mankind’s ennemy Shaitan. Shaitan
declared himself ennemy of Adam from the beginning. He was the reason
that Adam had to leave Paradise, where life was effortless, everything
was ready for him there, he was like a Sultan. Shaitan cheated him and
he was thrown down to Dunya, the Dar-ul-Bela, the place of misery, not
of peace. And Adam warned his children to beware of Shaitan, and after
him all prophets were warning their nation and informing them that
Shaitan is our ennemy. Who is asking support and help from Allah, will
be helped by Allah. Who is asking support for his ego, willl be helped
by Shaitan. In the 21st century 99% of the people are friends of
Shaitan, best friends. They say :’We cannot live without him’, because
he is teaching them how to live a modern life, and he is teaching
their ego. Prophets teach us discipline, and feed our spirituality.

What about someone who is working part-time for the Turkish army, and
the rest of the day for the Greek army? Who will accept him? Nowadays
Muslims have let themselves be cheated. They told them: Prayer is one
thing, Dunya something else. Pray, but don’t forget about Dunya. Work
for Allah and for Shaitan, make him happy. And it is impossible.
Darkness and light cannot mix.

And we don’t have two hearts with two Thrones in it. There is only one
Throne, and it must be for Allah. In a country also there can be only
one Sultan. So either you give your heart to Allah, or to Shaitan. And
the heart is the House of Allah, Bait-u-llah. The heart is the Kaaba,
and it is not empty. If it was empty, why He would call us to come
there? If I am not here, would my invitation have any taste? Has an
invitation where the Sultan himself is not present, any value?

Allah wanted to invite the people, His servants. They asked Ibrahim:
‘Where can we visit our Lord?’ And Allah ordered Ibrahim to go with
his son Ismail into the desert and to build His House. They made a
building of black stones- just four walls. This is 5ooo years ago, and
still this building is there. It is known as the Kaaba, Bait-u-llah,
the House of God. When they had finished, Allah told Ibrahim: ‘Go to
this mountain and call My servants. Tell them who wants to visit Me,
may come to My House, the Kaaba. This is My House in Dunya, and I will
accept their visit. They shall not have any difficulties and they
shall be under My protection.’ Ibrahim was calling: ‘O servants of
Allah and Ummah of Muhammad, come to the House of Allah.’ And all the
people and the seeds of the uncreated generations were making the
talbiya:’Labbaik, Allahumma, labbaik, labbaika, la sharika laka,
labbaik! Inna-l hamda, wa ni’amat, laka wa-l mulk, la sharika lak! O
our Lord, Yours is the order, we know no God except You, we are coming
to visit You!’

There are so magnificient building around the world, but people don’t
go there. Why? Europe is beginning to wonder. Allah is sending
interest to their heart before Qiyama. This building is there since
thousands of years and nothing has harmed it. What is the secret
behind it? Our priests don’t recognize Islam and prevent the Quran
from being read. Can anyone prevent knowledge? Why are they fearing we
could read this Book? What is behind it? Where is this power of
attraction coming from? The Europeans are coming to their senses. A
magnet is also a piece of iron, but it has a special power of
attraction to attract other iron. They go to Jerusalem in these days.
But how many are going each year? No more power of attraction. But the
power of attraction is alive in Islam, and with joy each year millions
of people prepare to go for Hajj. If they would not prevent them, 2o,
3o, or 5o million people would go. But they are asking: ‘How would
they fit?’ ‘You stupid one- Who is the One inviting them? You or Me?’,
Allah is asking them. Allah has the power to make place for all people
to pray freely, but they think it this a joke. Who told you to build
these huge buildings? And again people don’t fit. My last Hajj was
198o, and that time already we didn’t fit. But 6o years ago, the first
Hajj-ul-Akbar after the Second World War, I didn’t pray one single
prayer outside the Haram. Now they enlarged it 1oofold, but people
don’t fit, they step on each other, they can’t find any place to pray.
That is, because belief has sunk to zero; they think they must help
Allah and they made it bigger. And Shaitan is teaching them so many
things…

‘Leave My House alone,’ Allah says, ‘whoever wants to come, may come’.
But they make contingents for each country, and more than that may not
come, and also you can come only once- they make so many restrictions.
That is not Shariat. Everybody who wants to, may go. If the House was
empty, nobody would want to go there… I went 25 times…Insha Allah
there will be an opening this year to go without passport and
visa…And if Allah gives me the power, I want to come through the
desert, walking… Run to His servanthood, leave your ego. May Islam
appear, Kufr disappear. May S.Mehdi come and we be with him.

If an animal is walking on the straight path, its owner is not going
to beat it…If a Muslim is obeying Allah, His Prophet and the
government, nobody can harm him. But so many people do stupid things
and they make fitna, and Allah sends punishment on them. Islam doesn’t
accept fanaticism and fundamentalism- that is fitna, we are not
accepting it.

Jihad is when the Sultan will come and take the Beyat of the people.
Then he may declare Jihad or peace. Not everybody can declare Jihad
against America, England or Europe. We have a Shariat and we must
follow it. One group of people says: We make Jihad?! How? Where is the
flag of the Prophet? Only the Sultan of Islam may order. They are
shouting: Jihad- but where is their Imam? Their Imam is Shaitan. It is
Haram to bring people into difficulties and cause them to be killed.
Bin Laden is responsible for what is happening in Afghanistan. Why he
went there? He is Saudi. If he wanted to make Jihad, let him go to
Jerusalem to conquer Bait-ul-Maqdis for Islam…Why he went to
Afghanistan? Muslims make Jihad against Muslims?! And Palestine needs
someone to save it. Israel made Jerusalem the capital of Israel. They
have rights to pray there, and the Christians have rights, but the
power and the keymust be with us Muslims.

So many stupid ones make problems for the governments…I am not for
America, but I can teach you the Shariat. I am not an easy one…

[Source: http://www.sufismus-online.de/]

bismillahBismillahirRahmanirRahim

Sohbet by Sheykh Abdul Kerim el-Kibrisi

Tuesday 8 Shawwal, 1427/October 31, 2006
Osmanli Naks-i’bendi Hakkani Dergah, Siddiki Center, New York.

Medet Ya Seyyidi Ya Sultanul Awliya, Medet.

Yavuz Sultan Selim Khan (Jannat Mekan). Sultan Selim Khan was going to
conquer Baghdad, Iraq. He was moving towards Iran. All (Ottoman)
Sultans moved towards the West. Sultan Selim, the Khalifah, was moving
towards the East, breaking down the Shiites, hammering them because
they are against the Prophet (sws) and the Sahaba-e Kiram. So his aim
was to reach there, to come to Baghdad and all that area. They were
changing the aqida, beliefs. They believe that Ali (ra) was supposed
to be the Khalifah and this and that. So Sultan Selim was saying, “You
are, huh?” So he was moving the army to that side.

But he was giving order in Baghdad before they were entering, saying,
“I will not take any soldier to the army unless they have their
mustache. If they have no mustache that means they are not man yet. So
I am not taking them as soldiers to the Prophet’s (sws) army if they
don’t have a mustache.” So Genc Osman, young Ottoman, was somebody who
wanted to be in the army to fight in that war. But they said to him,
“See, you don’t have a mustache. And Sultan is ordering such and
such.” He said, “But I am grown. My age is young but I am this and I
am that.” He was pretty healthy and strong. Still they said, “No, no,
no, no.” But one General was liking him. So he said, “I will move you
to the Sultan maybe. Maybe he will give you permission.”

It’s not like today that you cannot even go to see a Mayor. In no time
he finds himself in the presence of the Sultan and the Sultan was
saying, “My son, I put that law. You are still very young. I don’t
want to finish you. Now you have other duties. You are going to come
later to become a soldier. Learn other things and then later you
come.” He said, “My Sultan, I want to become a soldier. I want to
fight in this Baghdad against these ones who are the enemies to the
Prophet (sws) and the Sahaba. I don’t want to fight with the other
ones (the Europeans).”

The Sultan said to him, “But you know I put a law. The law is saying
that you don’t have a mustache.” He said, “My Sultan, I have a
mustache.” The Sultan said, “Where is it?” He took out a comb from his
pocket and he hit it right on his lip. He put the comb there and
smiling, saying, “Now I have a mustache. Look.” The Sultan said, “I
have to break that law. If the soldier is brave like this, let him
fight.”

He did great things in Baghdad and he became a martyr in that war.

These kinds of things you cannot speak now. This you cannot put into
the young generation to give them some energy. They say, “Teach them
about Michael Jackson. Teach them about moving like that.” (Sheykh
Efendi sarcastically moving his body). This is what they want. “Teach
them other role models, rock `n roll and this and that. But don’t
teach them about the role models of Islam.” Why do you think they are
fighting with us? Hmm. “Teach them to be McDonald’s boys.”

El-Fatiha.