November 2010


 

bismillah

BismillahirRahmanirRahim

Mehmet Şevket Eygi Efendi – Milli Gazete

İSLÂM hukukunun temel prensiplerinden biri de âmellerin niyetlere göre olduğudur. Namaz kılan bir kimse, bu ibadeti ihlâsla Allah için, Allah’ın rızasını kazanmak için yaparsa o, namaz olur. Başka bir niyetle yaparsa, meselâ insanlar kendisine “Ne dindar adam, namaz da kılıyor…” desinler diye yaparsa o, namaz olmaz, gösteriş olur.

Bir Müslüman Yâsîn-i şerif okuyor. Bu tilaveti niyetine bağlıdır. Allah’ın rızasını kazanmak için okuyorsa sâlih (iyi) bir amel (iş) yapmış olur ve inşallah sevap kazanır, Allah’ın rızasına nail olur. Para kazanmak için okuyorsa o bir mürâîdir (onda riya vardır, iki yüzlüdür), sevap kazanmaz, günah kazanır.

İlim öğrenmiş bir kişi Kur’ân tercümesi, meâli, tefsiri yazmak istiyor… Acaba niyeti nedir?..

Allah’ın rızasını kazanmak, İslâm’a ve Müslümanlara hizmet için yapacaksa bu işi o iyi niyetli, ihlâslı bir Müslümandır.

Zengin olmak, mal mülk edinmek, gelirine gelir katmak için yapıyorsa niyeti bozuktur.

Adam gece namazına kalktı, birkaç rekat nafile namaz kıldı. Niyeti temizse, ihlâslı bir Müslümansa bunu gizli tutması gerekir. Ertesi günü “Ben dün gece teheccüde kalktım da, namaz kıldım da, Allah kabul etsin de…” edebiyatı yapıyorsa o münafık ve müraî bir kimsedir.

Nafile oruçlar da böyledir. Nafile oruç tutan samimî ve ihlâslı bir Müslüman bunu kimseye duyurmaz, reklâmını yapmaz, dindarlık havalarına bürünmez, pazartesi perşembe orucu tutuyorum diye davul çalmaz…Sadece ev halkı bilir, başkaları bilmez.

Bir politikacı, Müslümansa elbette namaz kılacaktır ama bu namazını siyasî, dünyevî, şahsî, nefsanî çıkarlarına âlet etmez. Namazını oy toplamak için kullanan politikacı mürâîdir, münafıktır, bozuk niyetlidir.

İmamlık, müezzinlik, müftülük, vaizlik, Kur’ân kursu hocalığı gibi dinî hizmetler ederken, geçimini temin edip ailesine bakabilmek için maaş alınmasına fetva ve ruhsat verilmiştir ama bu hizmetleri zengin olmak, köşeyi dönmek için yapmak asla caiz değildir.

Ondört asırlık İslâm tarihinde gerçek ulemâ, gerçek fukaha, gerçek meşayih (şeyhler), gerçek mürşid-i kâmiller, gerçek mücahidler maaş ve ücret karşılığında hizmet etmemiştir.

Hüccetülislâm ve Zeynuddin İmamı Gazalî hazretleri muhalled (kalıcı) eseri İhyâu Ulûmi’d-Din’i telif ücreti karşılığında mı yazdı? Asla!..

Müceddid-i Elf-i Sâni imamı Rabbanî Efendimiz Mektubat’tan telif ücreti mi aldı?

Bugün öyle kişiler görüyoruz ki, yazdığı veya tecrüme ettiği kitaplara “Her hakkı mahfuzdur (saklıdır). Kopya edilemez, iktibas edilemez. Eden mahkemeye verilir, ondan tazminat istenir, çırası yakılır” gibi uyarılar koyuyor. Fesubhanallah!.. Faydalı bilgilere böyle kayıtlar konur mu?

Kimin ihlâslı, kimin ihlassız olduğunu biz kullar yüzde yüz bilemeyiz, karinelere bakarız, Allahu Teâlâ ise kesinlikle bilir. Dinimizin kuralı şudur:

Bütün ibadetler, hayır hasenat, hizmetler, cihadlar, yardımlar hep Allah rızası için tam bir ihlasla yapılmalıdır. İhlâs lügat mânâsı itibarıyla katışıksız demektir. İhlâs kesir kabul etmez. Ya yüzde yüz tam olur, yahut olmaz.

İhlâsla eda edilmeyen ibadetlerin, ihlâssız hayır hasenatların, ihlâssız hizmetlerin Allahu Teâlâ’nın dergah-ı izzetinde makbul olmayacağına dair sahih hadîsler vardır…

İnsanların yanında, cemaat içinde pek dikkatli, doğru, ciddî namaz kılıyor, tâdil-i erkana riayet ediyor; tek başına iken döküntü bir kıyafetle, paldır küldür, yalap şalap, tavuğun yerden yem toplaması gibi kılıyor… Böyle kişi acaba ihlâslı mıdır?

Hepimiz ihlâs konusunda kendi muhasebemizi yapmalıyız.

Advertisements

bismillah

BismillahirRahmanirRahim

Bazi kisilerin dogru Namaz kilmakdan haberleri yokdur. Onlari uyarmak, gorevimi yerine getirmek ve kendi vicdanimla barisda olmak icin asagidakileri geregi icin arz ederim.

Hakikat Kitabevi Yayinlari No:10, Namaz Kitabi, Hasan Yavas’dan alintilar.

Namazin icindeki farzlarina Rukn denir. Hepsi  besdir:

1) Kiyam

Kiyam, ayakda durmak demekdir.

2) Kiraet

…Imamin ayni namazlarin, ayni rek’atlerinde, ayni ayetleri okumagi adet edinmesi mekruhtur.

3) Ruku

… Ruku’da erkekler parmaklarini acip, dizlerin ustune koyar, sirtini ve basini duz tutarlar.

Ruku’da en az uc def’a “Subhane Rabbiyel Azim” denir.

4) Secde

… Secdede, ayak parmaklarini bukerek uclarini kibleye cevirmek sunnetdir.

5) Ka’de-i Ahire

… Sag ayagi dik tutar. Bunun parmaklari yere deger. Parmaklarinin ucu kibleye karsi biraz bukulmus olur. Boyle oturmak sunnetdir.

bismillah

BismillahirRahmanirRahim

 



Soon to be a new Cafe

New Naqshibandi Dergah and Maqam on top of the hill on Sheikh Nazim’s farm.

bismillah

BismillahirRahmanirRahim

Mehmet Şevket Eygi Efendi – Milli Gazete


Hiç ben seninle aşık atabilir miyim? Hiç ben seninle başa çıkabilir miyim? Hiç ben seninle sidik yarışı yapabilir miyim?

Ben kim sen kim?

Sen maşaallah eli bayraklı cerbezeli ünlü münlü, anlı şanlı manlı bir adamsın.

Ben bir vâdideyim, sen bir vâdide…

Hiç ben seninle boy ölçüşebilir miyim?

Sen cart curt edersin, ben edemem.

Ben çatlasam patlasam senin kadar tafralı ve havalı olamam.

Ben senin gibi fiyakalı olabilir miyim hiç?

Senin gibi mütekebbir ve mağrur olmaktan Hak korusun beni.

Sen mütevâzı yemekler yesen kahrından ölebilirsin. Ben ölmem.

Ben kendimi beğenmem, sen benliğini put edinmişsin ona taparsın.

Ben markalı giysilerden hoşlanmam. Sen marka-perestsin.

Sen dünya sarhoşusun, ben ayık gezerim.

Sen uçarsın, benim ayaklarım yerde.

Ey kuş, uç uçabildiğin kadar avlanıncaya dek!..

bismillah

BismillahirRahmanirRahim

Sheikh Mawlana Nazim attended the Eid al Adha namaz and khutba on the 1st day of Eid (10 Zul Hijja, 1431), praying behind Sheykh Mehmet. Sheikh Nazim also attended the Friday surmon on the 4th day of Eid. One of only two of his khalifas (deputies), his son Sheykh Mehmet delivered the khutba again.



bismillah

BismillahirRahmanirRahim

Mehmet Şevket Eygi Efendi – Milli Gazete 

SON elli yıl içinde İslâmî kesimde cihad edebiyatı yaygınlaştı ve hayli ucuzlatılıp sulandırıldı. Kur’âna ve Sünnete göre cihad kavramı ve değeri unutuldu, onun yerine mecazî mânâda cihad ve mücahidler geldi.

İman, İslâm, Kur’ân, Sünnet, Şeriat için yapılan etkili ve ihlaslı hizmetler de elbette (mecazî) mânâda bir tür cihad olabilir ama bu konuda sınırları aşmak yanlıştır.

Yakın tarihte Bediüzzaman Said Nursî bir tür cihad yapmış ve biiznillah tevfikat-ı ilahiyeye nail olmuştur. Risale-i Nur hareketi sayesinde nice insanımız imanını kurtarmış, ebedî saadet yolunu bulmuştur.

Merhum Üstad Bediüzzaman’ın kendisi gibi ihlâslı ve müstakiym has talebeleri de birer mücahid idiler. Onlar dünyaya sırt çevirmişler, ecir ve mükafatlarını sadece Allah’tan isteyerek çalışmışlardı.

Yakın tarihimizde din, iman, Kur’ân ve Şeriat için muhlisen lillah, garazsız ivazsız çalışan başka mânevî mücahidler de hizmet etmişlerdir. Şeyh Abdülhakim Arvasî, Erbilli Esad Efendi, Dersiamdan İskilipli Âtıf Efendi ve diğerleri. Kendilerini minnet ve teşekkürle anıyor, Hak’tan rahmet diliyorum.

Şer’î mesele dolayısıyla eski Ceza Kanunu’nun 163’ncü maddesi mucibince Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılanıp hapse mahkûm edilen, zindana atılan merhum (Şumnulu, Ezherli) Ahmed Davudoğlu hocaefendi de böyle bir mücahiddir.

Üstad merhum Necip Fazıl, dört yıla yakın bir müddet zindanlarda İslâm için, İman için, Kur’ân için çile doldurmuştur.O da manen mücahiddir.

İstiklâl savaşından sonra estirilen kızıl sarsar (fırtına) esnasında nice icazetli ulemâ, fukaha, müftü, şeyh, danişmend, mürşid-i kâmil, derviş adaletsiz mahkemelerde yargılanmış, kimisi idam edilmiş, kimisi zindanlarda çürütülmüştür. İnşallah bunlar da mücahid ve şehid sevabı alırlar.

İskilipli Âtıf Efendi ile aynı günde idam edilen Babaeski müftüsünü de bu meyanda rahmetle anıyorum.

Karanlık yakın tarihimizin bu mübarek şehidlerinin, mücahidlerinin birkaçını burada zikr etmiş bulunuyorum. İsimleri unutulmuş nice binlerce, on binlerce mücahid daha var.

Zamanımızda bunlara benzemeyen bir mücahid veya mütecâhid (mücahid bozuntusu) sınıfı türedi. Bunların bir kısmı işe mücahid olarak başladı, sonra bir de baktık ki, müteahhit olmuşlar, voliyi vurup köşeyi dönmüşler.

Bediüzzaman Said Nursî hazretleri bin sıkıntı içinde yaşarken üç salkım üzümü bile hediye olarak kabul etmezdi, zamane mütecahidleri fukara ve mesakîn-i Müslimînin hakkı olan zekatlara bile göz dikmişlerdir.

Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz Hayber gazvesinde, bir çift pabucu gizleyen ve sonra şehid olan bir sahabinin cenaze namazını kılmamıştı. Bugünkü sahte mücahidler öyle bir pabuçla falan yetinmiyorlar, malı doların milyonu ile götürüyorlar.

İslâm’ın şanlı devirlerinde mücahidler küffar ile cihad ediyorlardı. Bugünün sahte mücahidleri Müslümanları soymakla meşguller. Ya Rabbi!.. Ne günlere kaldık!

bismillah

BismillahirRahmanirRahim

Mehmet Şevket Eygi Efendi – Milli Gazete

HükümetDiyanet İşleri Başkanını azl etmiş (makamından almış) ve yerine Mehmet Görmez’i tayin etmiş.

Lâiklik ne demektir? Devletle din işlerinin ayrılması demektir. Ne acayip!..Lâik rejimin siyasî iktidarı keyfince Diyanet İşleri Başkanı’nı azl ediyor, yerine yenisini tayin ediyor…

Türkiye Cumhuriyeti hükümeti Ermeni patriğine karışabilir mi?

Rum patriğine karışabilir mi?

Yahudi Hahambaşısına karışabilir mi?

Masonların Üstad-ı Azamına karışabilir mi?

Bahaîlere karışabilir mi?

Alevî Dedelerine karışabilir mi?

Bunları azl edip yerlerine yenilerini tayin edebilir mi?

Eski Başkan Ali Bardakoğlu’nu az çok tanıyorduk…Yeni Başkan nasıl bir Müslüman acaba?..

Prof. Dr. Mehmet GÖRMEZ

Bizde son yıllarda bir “ele geçirme” modası veya salgını var.

Diyanet’i kimler ele geçirmek istiyor?

Cemaat ele geçirmek istiyor.

Fazlurrahmancılar ele geçirmek istiyor.

Bazı tarikatlar ele geçirmek istiyor.

Reformcular ele geçirmek istiyor.

Ehl-i sünnete uymaz ictihad ve fetvaları olan bir profesörün kliği ele geçirmek istiyor.

Diyalogçular ele geçirmek istiyor.

Bazı güçler Diyanet’i Ehl-i Sünnet ekseninden çıkartmak istiyor.

Diyanet Kürt ve Alevî açılımına âlet edilmek isteniyor.

Diyanet’in yan kuruluşu vakfın çok ama çok büyük bir mâlî potansiyeli var.

Yeni Diyanet Başkanı Mehmet Görmez’in meşrebi nedir?

Bir ara Diyanet’te hummalı ve yoğun bir hadîs çalışması başlatılmıştı. Bu çalışmaları veya ayıklamaları tenkit ettiğim için yıldırımları üzerime çekmiştim.Çok yüksek meblağda paralar harcanan bu işin amacı neydi? Birileri ne yapmak istiyordu?

Dünyaca meşhur BBC’de Diyanet’in hadis çalışmalarıyla ilgili röportajda neler yazılmıştı?

1400 yıllık İslâm tarihinde görülmemiş bir yenilik olarak Diyanet’e 13 bin kadın personel atanmıştır.

Büyük bir vilayetin müftü yardımcısı bir kadın Buharî’de yer alan bir hadîs için “Peygambere söyletmişler…” tabirini kullanmıştı.

Sinsi bir güç camilere aşırı miktarda sandalye doldurtmak istiyor, direnen imamlara baskı yapıyordu.

Genç kadın Kur’ân kursu hocalarından oluşan bir musiki heyeti kurulmuş, erkeklere konserler veriliyordu.

Bir cemaat, Dinlerarası Diyalog inancına bağlı imamlar tayin etme faaliyetlerine girişmişti.

Diyanet bir meâl çıkartmış, bunun nüshaları piyasaya verilmiş, sonra toplatılmış, bir müddet sonra piyasaya yeni şekliyle arz edilmişti. Bu işin içyüzü neydi?

Diyanet ile ilgili müfettiş raporları var? Bunlar hangi konulardadır?

Diyanet’in başına niçin Ömer Nasuhi Bilmen tipinde icazetli bir Ehl-i Sünnet âlimi getirilmiyor?

Next Page »