bismillah

BismillahirRahmanirRahim

Mehmet Şevket Eygi Efendi – Milli Gazete

İSLÂM hukukunun temel prensiplerinden biri de âmellerin niyetlere göre olduğudur. Namaz kılan bir kimse, bu ibadeti ihlâsla Allah için, Allah’ın rızasını kazanmak için yaparsa o, namaz olur. Başka bir niyetle yaparsa, meselâ insanlar kendisine “Ne dindar adam, namaz da kılıyor…” desinler diye yaparsa o, namaz olmaz, gösteriş olur.

Bir Müslüman Yâsîn-i şerif okuyor. Bu tilaveti niyetine bağlıdır. Allah’ın rızasını kazanmak için okuyorsa sâlih (iyi) bir amel (iş) yapmış olur ve inşallah sevap kazanır, Allah’ın rızasına nail olur. Para kazanmak için okuyorsa o bir mürâîdir (onda riya vardır, iki yüzlüdür), sevap kazanmaz, günah kazanır.

İlim öğrenmiş bir kişi Kur’ân tercümesi, meâli, tefsiri yazmak istiyor… Acaba niyeti nedir?..

Allah’ın rızasını kazanmak, İslâm’a ve Müslümanlara hizmet için yapacaksa bu işi o iyi niyetli, ihlâslı bir Müslümandır.

Zengin olmak, mal mülk edinmek, gelirine gelir katmak için yapıyorsa niyeti bozuktur.

Adam gece namazına kalktı, birkaç rekat nafile namaz kıldı. Niyeti temizse, ihlâslı bir Müslümansa bunu gizli tutması gerekir. Ertesi günü “Ben dün gece teheccüde kalktım da, namaz kıldım da, Allah kabul etsin de…” edebiyatı yapıyorsa o münafık ve müraî bir kimsedir.

Nafile oruçlar da böyledir. Nafile oruç tutan samimî ve ihlâslı bir Müslüman bunu kimseye duyurmaz, reklâmını yapmaz, dindarlık havalarına bürünmez, pazartesi perşembe orucu tutuyorum diye davul çalmaz…Sadece ev halkı bilir, başkaları bilmez.

Bir politikacı, Müslümansa elbette namaz kılacaktır ama bu namazını siyasî, dünyevî, şahsî, nefsanî çıkarlarına âlet etmez. Namazını oy toplamak için kullanan politikacı mürâîdir, münafıktır, bozuk niyetlidir.

İmamlık, müezzinlik, müftülük, vaizlik, Kur’ân kursu hocalığı gibi dinî hizmetler ederken, geçimini temin edip ailesine bakabilmek için maaş alınmasına fetva ve ruhsat verilmiştir ama bu hizmetleri zengin olmak, köşeyi dönmek için yapmak asla caiz değildir.

Ondört asırlık İslâm tarihinde gerçek ulemâ, gerçek fukaha, gerçek meşayih (şeyhler), gerçek mürşid-i kâmiller, gerçek mücahidler maaş ve ücret karşılığında hizmet etmemiştir.

Hüccetülislâm ve Zeynuddin İmamı Gazalî hazretleri muhalled (kalıcı) eseri İhyâu Ulûmi’d-Din’i telif ücreti karşılığında mı yazdı? Asla!..

Müceddid-i Elf-i Sâni imamı Rabbanî Efendimiz Mektubat’tan telif ücreti mi aldı?

Bugün öyle kişiler görüyoruz ki, yazdığı veya tecrüme ettiği kitaplara “Her hakkı mahfuzdur (saklıdır). Kopya edilemez, iktibas edilemez. Eden mahkemeye verilir, ondan tazminat istenir, çırası yakılır” gibi uyarılar koyuyor. Fesubhanallah!.. Faydalı bilgilere böyle kayıtlar konur mu?

Kimin ihlâslı, kimin ihlassız olduğunu biz kullar yüzde yüz bilemeyiz, karinelere bakarız, Allahu Teâlâ ise kesinlikle bilir. Dinimizin kuralı şudur:

Bütün ibadetler, hayır hasenat, hizmetler, cihadlar, yardımlar hep Allah rızası için tam bir ihlasla yapılmalıdır. İhlâs lügat mânâsı itibarıyla katışıksız demektir. İhlâs kesir kabul etmez. Ya yüzde yüz tam olur, yahut olmaz.

İhlâsla eda edilmeyen ibadetlerin, ihlâssız hayır hasenatların, ihlâssız hizmetlerin Allahu Teâlâ’nın dergah-ı izzetinde makbul olmayacağına dair sahih hadîsler vardır…

İnsanların yanında, cemaat içinde pek dikkatli, doğru, ciddî namaz kılıyor, tâdil-i erkana riayet ediyor; tek başına iken döküntü bir kıyafetle, paldır küldür, yalap şalap, tavuğun yerden yem toplaması gibi kılıyor… Böyle kişi acaba ihlâslı mıdır?

Hepimiz ihlâs konusunda kendi muhasebemizi yapmalıyız.

Advertisements