December 2010


bismillah

BismillahirRahmanirRahim

Müslüman kin tutmaz. Kini olanın dini yoktur denilmiştir. Müslüman merhametlidir.

Müslüman tecessüs etmez, yâni başkalarının gizli ayıp, günah ve kusurlarını araştırmaz.

Müslüman kendi günahları ve ayıpları için üzülmekten, başkalarınınkileri görmeye vakit bulamaz.

Müslüman gıybet etmez.

Müslüman kovuculuk etmez.

Müslüman lâf taşımaz.

Müslüman ara bozmaz.

Müslüman fitne ve fesat çıkartmaz.

Müslüman gerçek din alimlerini, gerçek fakihleri, gerçek şeyhleri, mürşid-i kâmilleri sever, onlara saygı gösterir ama onları asla erbab haline getirip putlaştırmaz.

Müslüman cemaat, hizip, fırka fanatikliği ve militanlığı yapmaz.

Müslüman komşularının meleğidir. Komşusunun kurdu olanın Müslümanlığı şüphelidir.

Müslüman affeder, bağışlar.

Müslüman, din kardeşinin ayıp, günah ve kusurlarını örter ve gizler.

Müslüman mürüvvetlidir, sokakta, meydanda, çarşı pazar içinde herkese göstere göstere yemez içmez.

Müslüman gururlu ve kibirli olmaz.

Müslüman mütevazıdır. Alçak gönüllüdür.

Peygambere (salat ve selam olsun ona) dil uzatılınca susup, kendi din baronuna laf edilince ortalığı velveleye veren kişi doğru ve kâmil Müslüman değildir.

Müslüman, hakkı olmadığı halde zekat alarak fakirlerin ve miskinlerin haklarına tecavüz etmez.

Müslüman diliyle ve eliyle Müslümana eza etmez, zarar vermez.

Müslüman yalan söylemez.

Müslüman emanetlere hıyanet etmez.

Müslüman rüşvet almaz, rüşvet vermez.

Müslüman haram yemez.

Müslüman saçı bitmedik yetimlerin haklarını yemez.

Müslüman başkalarının analarına, karılarına, bacılarına, kızlarına kötü gözle bakmaz.

Müslüman israf etmez.

İyi Müslüman eşittir iyi insan eşittir iyi vatandaş.

Müslümana iyi bakan onda İslam’ın güzelliklerini görür.

Müslümanda Kur’anın, Sünnetin, fıkhın, Şeriatin nurları parıldar.

Müslüman abusü’l-vech değildir, güler yüzlüdür.

Müslüman muhabbet ehlidir, nefret ehli değil.

Müslüman delice öfkelenmez.

Müslüman haksızlık karşısında dilsiz şeytan gibi susmaz.

Müslüman, Allahın kendisine nasip ettiği nimetleri paylaşır.

Müslüman para ve mal aşığı değildir.

İyi bir Müslümanı görenin içi açılır.

Müslümanlar derece derece, tabaka tabakadır: Mânevî bakımdan en üstün Müslüman.

Olgun ve sâlih iyi Müslümanlar.

Peygamberin (Salat ve selam olsun ona) vekili, vârisi, halifesi durumundaki örnek ve model Müslümanlar.

Orta Müslümanlar.

Bozuk Müslümanlar.

Müslüman görünen münafıklar.

YâRabbi!.. Cümlemizi ıslah eyle…

Advertisements

bismillah

BismillahirRahmanirRahim

 


 

bismillah

BismillahirRahmanirRahim

Said Nursi Hazretleri hakkinda yeni bir film. Kaliteli yapim. Allah razi olsun. Tabi, kim bilir neler eklenmis neler eklenmemis? Seyretmeye deger.


www.huradam.com.tr

bismillah

BismillahirRahmanirRahim

1970’li yıllarda haftalık BÜYÜK GAZETE’yi yayınlamaya başladığımda okuyucularıma “Övgü mektuplarınızı çöp sepetine, tenkit mektuplarınızı posta kutusuna atınız” demiştim. (O zaman e-mail, cep telefonu falan yoktu, iletişim genellikle mektupla sağlanırdı. Şehrin birçok yerinde PTT’nin içine mektup atılan posta kutuları vardı…)

Hep aynı fikirdeyim…

İnsana övgülerden yarar değil, zarar gelir.

Bana biri mücahid dese, ben de buna inansam ve sevinsem, ayıp ve gülünç olmaz mı?

Tenkitler faydalı ve yapıcı olmak şartıyla çok yararlıdır.

Lakin bu devirde, bazı Müslüman vatandaşlar tenkit konusunda yapıcı olamıyor.

Beğenmediği bir fikir ve görüş olunca hakaret ediyor.

Bu ise büyük bir kemalsizliktir.

Hattâ bazı Vehhabiler çok ileri gidip, birtakım Müslümanlara müşrik ve kafir diyor.

Faydalı ve olumlu tenkitlerin şartları vardır:

1. Hakaret etmeyecek.

2. İmanına, dinine dahl etmeyecek.

3. Selamdan sonra kelam edecek.

4. Tenkit ettiği kimse kendisinden büyükse câhil de olsa hürmet edecek.

5. Küçük biriyse şefkatli ve merhametli bir üslupla tenkit edecek.

6. Kırıcı ve vurucu olmayacak.

7. Delilli ve gerekçeli tenkit edecek.

8. Muhtelefün fih (ihtilaflı, çeşitli yorumlara konu olmuş) mevzularda taassub göstermeyecek.

Bazılarının dikkatlerini şu hususa çekerim:

İsim vermeden “Namazın farziyetini inkar eden kafir olur” demek caizdir ama kimlik göstererek, isim vererek bir kimseye “Sen namazı inkar ettin, öyleyse kafirsin” denemez. Niçin denemez?

(1) Müdafaa (savunma) hakkı kutsaldır. Önce adamı sorgulamak gerekir. Sen böyle bir şey dedin mi?

(2) Bir insanın küfrüne hüküm verebilmek için gerçek-icazetli bir müftünün geçerli fetvası lazımdır.

(3) Sadece fetva ile de bitmez. Salahiyetli ve vazifeli kadı’nın (İslâm hakiminin) bu fetva üzerine dayanan şer’î bir ilam (mahkeme hükmü) vermesi de gerekir.

Bu devirde birtakım cahiller ve sorumsuzlar isim vererek, kimlik beyan ederek kafirdir, müşriktir diye işkembeden hükümler veriyor. Ne korkunç bir anarşi!..

Bendeniz kendimi iyi, faziletli, sâlih birMüslüman olarak görmem ve göstermem. Lakin mü’min ve Müslüman olduğumda şek ve şüphe yoktur. Bağlı olduğum Mâturidî itikadına göre bir Müslümana “Sen mü’min misin?” diye sorulursa cevab olarak “Hakka (elbette, kesin olarak) Müslümanım” demesi gerekir. Bu konuda şüphesi olmak caiz değildir.

Bazı muhterem din kardeşlerimizden rica ediyorum. Tenkit etsinler, lakin bu tenkitleri faydalı, olumlu ve itidalli olsun. Selam versinler, hayır dua etsinler. Yanlışımız varsa delilli ve gerekçeli olarak doğrultsunlar “Sen müşriksin, sen kafirsin” gibi laflar tenkit değildir.

Bir de şunu unutmasınlar: Bendeniz itikad konularında Mâturidî, fıkıhta Hanefî olan nâçiz bir Ehl-i Sünnet Müslümanıyım. Şeriat çizgisinde olmak şartıyla tasavvufa ve tarikatlara taraftarım. Vehhabîliğe, mezhepsizliğe, telfik-i mezahibe, Fazlurrahman mezhebine, reformculuğa, Afganî cereyanına karşıyım.

Evet tekrar ediyorum: Yapıcı, delilli, gerekçeli, edeb ve terbiye dahilinde, kardeşlik bağlarını kopartmadan yapılan tenkitler yararlı olur.

Bir mü’mini tekfir edenin kendisi kafir olur.

bismillah

BismillahirRahmanirRahim

Even as Muslim Arabs are realizing the grievous mistake of some of their grandfathers in helping divide the Middle East into almost 40 countries, some historians and publishers are pushing their agenda of immortalizing an illegitimate son in a new book The Life and Legend of Lawrence of Arabia, Michael Korda.

By BEN MACINTYRE
Published: December 24, 2010 – NYTimes.com

Lowell Thomas, the pioneering American journalist and filmmaker, was buying dates on a Jerusalem street soon after the holy city had been wrested from Turkish control by British forces in 1917, when he spotted a group of Arabs, led by a most remarkable figure. “A single Bedouin who stood out in sharp relief from his companions; . . . in his belt was fastened the short curved sword of a prince of Mecca, . . . marking him every inch a king. . . . This young man was blond as a Scandinavian. . . . His expression was serene, almost saintly, in its selflessness and repose.”

The robed figure was T. E. Lawrence, Lawrence of Arabia, Laurens Bey to his Arab comrades in arms, the “Uncrowned King of Arabia” according to his boosters. And if Thomas’s description seems sensationalist, that is hardly surprising, for the American did more than any other single person to turn Lawrence into a glittering multimedia global celebrity, a fable, a saint and a myth.

continue the review below

http://www.nytimes.com/2010/12/26/books/review/Macintyre-t.html?ref=world

bismillah

BismillahirRahmanirRahim

BÜYÜK gazeteler, büyük televizyonlar… Orta gazeteler, orta televizyonlar…Binlerce küçük gazete, yüzlerce mahallî televizyon…

Hergün binlerce haber, yorum, köşe yazısı… Yüzlerce iddia…

Gırtlağımıza kadar enformasyon… Boyumuzu aşan dezenformasyon…

Dinciler dinsizler… Sağcılar solcular… İlericiler gericiler…Şucularbuculur… Masonlar, cemaatler, tarikatlar, klikler, baskı grupları, çeteler meteler…

Kripto Yahudiler Kripto Ermeniler…

Böyle bir ortamda gerçekleri nasıl öğreneceğiz?

Sağlam ve doğru haber ve yorumlar ile dezenformasyon haberlerini ve yorumlarını nasıl ayırt edeceğiz?

Bu kargaşa içinde ülkenin gerçek gündemini nasıl tesbit edip bileceğiz?

Kendimizi yalanlardan dolanlardan nasıl koruyacağız?

Manipülasyon tuzaklarına nasıl düşmeyeceğiz?

Medyatik kasırgalar içinde sağa sola savrulup duruyoruz.

Keşke âdil bir kurum olsa da her gün, okunması gereken 25 makale, köşe yazısı, haber ve yorumun listesini yapsa.

Bendenizin televizyonu yok, o cepheden kendimi biraz koruyabiliyorum.

Gazete de okumam…

Dış dünya ile ilişkim internet siteleriyledir. Bir iki saat siteden siteye dolaşıyorum, kafam allak bullak oluyor.

Böyle bir iletişim ortamında ehemm (en önemli) ile mühimmi ayırt etmek çok ama çok zor.

Olup bitenlerin iç yüzünü öğrenmek çok zor.

Dönen dolapları öğrenmek çok zor.

Aydınlanmak çok ama çok zor.

İçinde yaşadığımız devir kafa/zihin karışıklığı devridir.

Hürriyet varmış. Pöh!..

bismillah

BismillahirRahmanirRahim

Mahmut Özkan – Sızıntı

İnsanoğlunun en kompleks ve en az bilinen organı ve bütün duyularımızın merkezi olan, beynimiz üzerinde yapılan araştırmalar her geçen gün hızlı bir şekilde artmaktadır. Organik maddelerin, tesadüflere imkan vermeyecek bir komplekslik içinde müthiş bir dizayna bağlı olarak, ilim ve kudreti gösterdiği bu organımızın yaratılışındaki sırların büyüklüğü hakkında, bilim adamları arasında ittifak vardır. Beynin hangi bölgesinin hangi faaliyetlerle alakalı olduğunu belirlemek için yapılan araştırma ve gözlemlerden anlaşıldığı kadarıyla, beynimizin belirli bölgelerinin hususi vazifelere göre hazırlanmış olduğu fark edilse bile, birçok merkez çok kompleks ve özel yollarla birbiri ile irtibatlandırılmıştır. Dolayısıyla bir hayal, bir koku veya görüntü ile beynin ilgili merkezi yanında birçok dolaylı merke-zinde bilemediğimiz tesirler açığa çıkmaktadır. Beynimizi teşkil eden hücreler (neuron) arasındaki haberleşme ve diyaloglar, bu hücrelerde üretilen elektrik akımları vasıtasıyla yürütülmektedir.

Bazen yollarda, düşmüş, çırpınan ve kafasını yere vuran veya ağzı köpürürek yarı baygın halde yatan insanlar görürüz. Bu kişilerin başına toplananlar da hastanın ellerini oğuşturur veya soğan koklatırlar, kendini yaralamaması için kafasını tutarlar. Üzülerek seyrettiğimiz bu manzara, çoğumuzun bildiği gibi sara veya tıp tabiriyle epilepsi hastalığıdır. Beynin elektrik faaliyetlerini ayarlayıcı bir sistem üzerinde yapılan çalışmalarla inşa-allah, bundan sonra sara krizlerini önleme imkanı sağlanacak gibi görünüyor. Hiçbir ilacın önüne geçemediği bu korkunç hastalıktan muzdarip insanlar için büyük bir umut doğdu.

Medyanın çok güncelleştirdiği Parkinson veya Alz-heimer hastalıklarının ötesinde, sara hastalığı, dünyada en yaygın nörolojik (sinir sistemine ait) rahatsızlıktır. Hatta, hastahanelerin nöroloji servislerinde başlıca kabul sebebi niteliği taşımaktadır.

Bu hastalıktan dünyada 50 milyon kişinin muzdarip olduğu tahmin edilmektedir. Gelişmiş ülkelerde, toplam nüfusun % 0,5-1’ine zarar verdiği sanılıyor. Sara hastalığı ile savaşan Amerikalı bir kurum, her sene 125.000 yeni sara vakası teşhis etmektedir. Fransa için bu rakam 400.000-500.000 arasında değişmektedir. Sara hastalığına karşı ilaç yapımı, bu hastalığa tesirli ilaçların sayısının bir elin parmakları kadar olması sebebiyle zaten çok sınırlıdır. Ayrıca mevcut bazı ilaçların kısmi tesirlerinin de her zaman ilmi olarak açıklanamadığını da hatırlatmak gerekir!

Sessiz Kalma Tercihi

Bugünlerde Fransa’da, tedaviye cevap vermeyen hastaların sara nöbetlerini iyileştirme kapasitesi ispatlanmış bir cihaz geliştirilmiş bulunmaktadır. Söz konusu cihaz, sara nöbetlerinin temelinde bulunan ve beynin bazı bölümlerinin yaydığı akımın boşalmalarını kontrol eden elektrik uyaranlarını, uygun aralıklı bir tempo ile beyne gönderir.

Kalp üzerinde bulunan ve kalbin otomatik atımlarını uyaran merkez gibi, beynin de çalışma hızını ayarlayan “pacemaker” (otomatik düzenleme merkezi), bu cihazla kontrol altında tutulmaktadır. Bu yeni icatla yapılan tedavi, sara hastalığının ilaç yoluyla tedavilerinden daha fazla pahalı değildir.

Sara hastalığı hakkında sürdürülen sessiz kalma durumunun sebebi, günümüzde sahalarında çok ender bulunan uzmanlaşmış si-nirbilimcilerin ve sara hastalığı uzmanlarının, bu hastalıkla ilgili az malumata sahip olmalarıdır. Sözü edilen hastalığın yirmi kadar farklı sebebi vardır ve değişik kriz nöbetleriyle kendisini göstermektedir. Olayların % 70’inde (beynin herhangi bir bölgesindeki) kaynak bilinse bile, bu nöbetlerin niçin meydana geldiği açıklanamamaktadır.

Herkes bu hastalık hakkında konuşmak yahut “açıklığa kavuşturmak” yerine, meselenin üzerine usulca perde çekmeyi tercih etmektedir. Çoğu zaman da yanlış olarak, bu hastalık bir akıl hastalığı gibi kabul edilmektedir. Bazen de, hastanın vicdanını rahatlatmak maksadıyla, bazı “dahi” kişilerin de (Sezar, Flaubert, Dostoyevski gibi) bu rahatsızlığa yakalandıkları hatırlatılır ve sonra da başka şeylerden bahsedilir. Halbuki, bu hastalık insanların hayat tarzını bozmakta ve korkutmaktadır. Birçok hasta için ise, kendine güven kaybına yol açmaktadır.

Peki, sara hastalığı hakkında ilmi olarak ne biliyoruz?

Bu, ömür boyu süren bir hastalıktır; sebebini bilmediğimiz bir şekilde kimi sara hastalan yılda sadece üç nöbet geçirirken kimi hastalar da günde yüz nöbet geçirmektedir! Bu nöbetlerin büyük çoğunluğu iyi huylu olup, beynin bir bölgesinin (lokalize sara hastalığı) hasarından veya çalışma bozukluğundan ileri gelmektedir (Resim 1). Epileptojen (sara üreten) denilen bu bölgelerin ameliyatı çok nadir yapılabilmektedir; çünkü ya erişilemeyecek durumdadırlar veya felç gibi, çok daha önemli sakıncalara yol açmadan, cerrahın bu bölgelere dokunamamasındandır. Beyin normal çalışırken, bu bölgelerde ortaya çıkan kısa süreli elektrik düzensizlikleri veya “kısa devreler” türünden akım boşalmaları, sara nöbetlerini başlatmakta ve bunları önceden tahmin etmek de henüz imkansız görülmektedir. Vücut ile beyin arasındaki uyumun geçici bir süre için bozulmasından kaynaklanan kesintisiz nöbetleri hastalar genellikle nöbetin gelişinden hemen önce bir ikaz işareti ile haberdar olurlar. Bu da genel bir özellik olarak, “acayip bir tat”, “kötü bir his” ve bir karıncalanma hissi ile kendisini gösteren “esinti” hissidir.

Güçlükle Tanımlanabilen Beyin Yaraları

1999senesinde, sara hastalığı hakkında ilmi olarak söylenebileceklerin hepsi işte bu kadar. Aslında ne kadar da az! Deneylere dayanarak, hastalığın belirtileri ve çeşitli tezahürlerinin, nöbetlerin gözlemlenmesi sayesinde, sara hastalığı uzmanları dört sınıf ve üç sebebe bağlı 20’den fazla sara nöbeti tipi bulunduğunu müşahede etmişlerdir. Bu durumda bir tek sara hastalığı değil, birçok sara hastalığının mevcut olduğunu söyleyebiliriz.

Bu nöbetlerin ancak % 30’u kaynağı bilinen nöbetler olup, beynin yaralanmalarına bağlıdır. En sık karşılaşılan sebepler ise kafatası yaralanmaları, beyin urları, beyin kanamaları, kurşun zehirlenmesi veya alkolizm; menenjit, beyin iltihabı (virüsten kaynaklanan), difteri ve daha nadir görülen, kabakulak, kızamık ve diğer çocuk hastalıklarıdır.

Sara nöbetleri kısmi ve genel nöbet olarak iki bölüme ayrılabilir. Kısmi nöbetler, beynin özel bir bölümünden kaynaklanmakta ve bir kolun ya da bir bacağın adale sarsıntısı, dudakların gelişigüzel birbirine çarpması gibi fiziki davranışlarla ortaya çıkmaktadır. Bu nöbetler birkaç dakikadan başlayıp uzun süre devam edebilirler. Sertlik durumlarına göre, hastanın tepkisi vücudun sadece bir kısmında (basit kısmi nöbet) ya da aynı anda birçok kısmında görülebilir ve şuur kaybına (tam kısmi nöbet) yol açabilir. Genel nöbetler, beynin iki yanına yayılmış olanları ihtiva eder ve çoğu zaman şuur kaybına yol açan feci çırpınmalara sebep olur. Sara hastalarının % 39’u genel nöbetlerden muzdarip olurlar.

Kurtulmak İçin Dört Molekül Nöbetlerin birçok kategoride sınıflandırılması yapılabilir:

– Güç kaybından kaynaklanan nöbetler: Bunlar genellikle bacaklardaki adale gücünün ani, geçici kaybı sonucu insanın düşmesi ile kendilerini gösterir.

– Dalgınlık nöbetleri: Bunlar fark edilmesi zor olan ve çok kısa süren, birkaç saniyelik şuur kaybına yol açan nöbetlerdir. Çocukluk döneminde daha fazla görülebilirse de yetişkinlerde de ortaya çıkabilir.

– Kas çarpıntısı nöbetleri: Bu nöbetlerden muzdarip kişiler, yaklaşık bir dakika süren kas sarsılmaları hissederler.

– Kas kasılması-bölünme nöbetleri: Bunlar, bütün vücudun sertleşmesi sonrası kas sarsılmaları ve kasılmalarının ortaya çıkmasıyla kendisini gösteren nöbetlerdir. Bu nöbetlerin kurbanları şuurlarını kaybedebilir ve idrarlarını kontrol edemeyebilirler.

Bu sıralama, sara hastalığının hastanın hayatına yasaklayıcı sınırlar getiren ve sakat bırakabilen bir rahatsızlık olduğunu gösterir. Nöbet tehlikesine karşı kullanılan ilaçların yan tesirleri, hastaların fiziki, ruhi ve içtimai huzuru üzerinde ağır bir yük oluşturur. Nöbetlerini kontrol altına alamayan hastalar, okula gitmekte, sürücü ehliyeti almakta ve iş sahibi olmakta zorluk çekerler. Başkalarına karşı bir bağımlılık duygusu geliştirirler ve kendilerine olan itimatlarını sık sık kaybederler.

Bu hastaların aileleri belirsizlik içinde yaşarlar; zira, bu hastalarda açıklanamayan ani ölüm, kaza sonucu ölüm ve intiharla ölüm riski, normal insanlardaki ortalamanın üstünde bir durum arz eder. Bu kadar çok çeşitli nöbetleri olan bu hastalığa karşı mücadele etmek için tamamen de çaresiz değiliz. Bazı tip vakalara çok iyi gelen ilaçlar mevcuttur. Bu ilaçların neyin üzerinde ve nasıl tesirli olduğunu, her zaman iyi bilemiyoruz. Temelde, bir araya getirdikleri dört molekül ile sınırlanabilirler. Bunlar, carbamazepin, valpro-at, phenytoin, pheno-barbitol molekülleridir. Fakat, bu ilaçlar bazı sara türlerine karşı tesirli değildir. Ayrıca, bir ömür boyu alınacak olan bu ilaç listesi, nöbetlerin sebeplerini değil, belirtilerini giderir.

Son olarak, halihazırdaki tıbbi uygulama, arzu edilmeyen sonuçları en aza indirmek ve tedavinin gittikçe artan bir şekilde tesirini azaltan, alışkanlık tehlikesini sınırlamaktan ibarettir. Söz konusu arzu edilmeyen sonuçlar; beynin yavaşlaması, uyuşukluk hatta uyuklama durumu, dikkatini toplama zorlukları gibi hususlardır.

Hiçbir Tehlike Yok

Böyle kara bir tablo karşısında, yüz yıldan beri ilk defa, sara hastalığının tedavisinde yeni bir yaklaşımın haberi ümit ışığı doğurdu. Amerikan Cyberonics şirketinin sunduğu bu nevro-sibernetik protez (NCP) sisteminin, tedaviye cevap vermeyen sara türlerinde bile tesirli olduğu ispatlanmıştır. Hiç bir derdi devasız bırakmayan kudreti sonsuz Rabbimiz bu sefer de ilim adamlarına bir cihazı icat imkanı vermiştir.

Klinik devre öncesi on yıldan fazla bir süredir yapılan araştırma ve incelemeler sonucu ortaya koyulan bu cihaz, ilk önce Avrupa Birliği, sonra da ünlü ve sert kuralları bulunan Amerikan Gıda ve İlaç Kurulu tarafından tasdiklenmiştir.

NCP sisteminin ilk kuruluşu 1988 yılında oldu. O zamandan beri 24 değişik ülkeden 1.000’den fazla sara hastası bu sisteme girdi. Bu sistemi kullanan hastaların yarısında sara nöbetlerinde % 20’lik ani bir düşüş görülürken, on sekiz aylık bir süre sonrasında % 50’den fazla bir nöbet azalması tespit edilmiştir.

Ayrıca, idrak ile ilgili davranışlara veya hissiyata dair arzu edilmeyen tesirleri bulunmamakta ve sara hastalığına karşı kullanılan ilaçların herhangi bir zehirleme tehlikesinden de uzaktır. Bu sistemin zamanla azalmayan tesir özelliği de mevcuttur.

Basit ve Tehlikesiz Yerleştirme

Vagus sinirinin uyarılmasına dayanan tedavi, her beş dakikada bir elektrik akımı yayımından oluşmaktadır. Bu yayım 1,25-2,5 miliamper yoğunluğunda, 30 hertz frekansında ve 50 nanoseconde (1 nanoseconde = 10^9 saniye) süresindedir. Bu cihazın vücuda yerleştirilmesi son derece kolaydır. 55 gram ağırlığında ve küçük bir cep saati ebadında bir jeneratörden ibaret olan aleti, vücuda yerleştirebilmek için iki neşter darbesi yeterlidir. Biri kürek kemiği hizasında jeneratörü ve pilini yerleştirmek üzere, diğeri vagus siniri üzerine e/ektrot/an yerleştirmek için boynun sol tarafına küçük bir kesik atılır (Resim 2). Cerrahın gerçekleştireceği bir “geçit açma” işlemi elektrotları pile bağlama imkanı verir.

Peki niçin vagus siniri? Çünkü, beyin ile iç organlar arasındaki faaliyetleri, en kuvvetli bir şekilde denetlemekle vazifelendirilmiş olan, bu sinirdir. Bu, hem hareket ettirici hem de duyu alıcı olarak iş gören bir karma sinirdir. Söz konusu sinir esas olarak % 85 oranında yaygın -yani vücudun alt kısmından üst kısmına bilgileri nakleden tellerden müteşekkildir. Bu teller, merkezi sinir sisteminin ortasında etrafa geniş bir şekilde dağıtılmış durumdadır. Akciğerlere, kalbe, ana atar damara, bağırsağa, vs… bağlıdır. Beyin sapındaki yapılara bilgileri naklederler. Bu yapılar, sara nöbeti boşalmalarını meydana getirmekteki kapasiteleri ile tanınmaktadır.

Vagus sinirinin yaygın telleri sayesinde sara nöbetlerini oluşturan bölgeler üzerinde etki göstererek beyin faaliyetinin değiştirilmesinin başarılması, önleyici bir tedavi niteliği arzetmektedir. Sara nöbetlerinin temelindeki ani elektrik boşalmalarını gereksiz kılmak suretiyle beynin elektrik faaliyeti değiştirilebilmektedir.

Bu yeni tedavinin maliyeti, 50 bin franklık peşin bir maliyetin yanı sıra, her beş yılda bir pilin değiştirilmesi mecburiyetini getiriyor. Bu ise, geleneksel ilaçlarla tedavinin masrafına aşağı yukarı denk düşmektedir. Fakat bu sistemin, diğer ilaçlar gibi hastaya zarar verici yan tesirleri yoktur.

Beyin gibi en hayati organımızla ilgili bu tip hastalıklar eskiden insanı aciz bırakan bir karakterde iken, zamanla geliştirilen bu tedavi metotları sayesinde acılı aileler ve kırık gönüller bu hastalıkla olan imtihanlarını inşaallah bundan sonra daha kolay geçirecekler gibi görünüyor. Allah’ın yarattığı en eşsiz sanat eserlerinden biri olan insan beyninin sırlarına, yine onun verdiği ilimle daha derinliğine nüfuz edebilirsek, hem daha başka hastalıkların çaresini bulabilir, hem de maddi yapısı ile %90’ı su olan pelte şeklindeki beynimizin nasıl eşsiz bir sanat eseri olduğunu, yine beynimizle, daha iyi idrak edebiliriz.”

———————————————————————————————–

maranki122

Profesör Doktor Ahmet Maranki, Epilepsi ( Sara Hastalığı) için tamamen doğal, bitkisel çözüm önerileri verdi

Epilepsi Sara Hastalığı , beyin yollarını tıkayan ani ve anormal deşarj durumlarıdır. Sara

* Mavi çarkıfelek otunu kaynatın ve kaliteli, katkısız bal kullanarak tatlandırıp için.
* Nergis çiçeği kokusu sara hastalığına iyi gelir.
* Yulaf kaynatarak içmek sara nöbetlerine faydalıdır. İçerisine kediotu da ilave edebilirsiniz.
* Kantaron çiçeği ile kaliteli, katkısız bal karıştırılarak macun haline getirilir ve tüketilir. Bu karışım sara köpüğüne iyi gelmektedir.
* Çınar kabuğunu kaynatın ve kaliteli, katkısız bal kullanarak tatlandırıp için.

Next Page »