May 2011


bismillah

BismillahirRahmanirRahim

A historically important piece is on display in the Smithsonian National Museum of Natural History at Washington, D.C.

The Hooker Emerald consists of a superb 75.47carat Colombian emerald. Once the property of Abdul Hamid II, Sultan of the Ottoman Empire (1876-1909). Tiffany & Co. acquired the emerald and mounted it in the current brooch setting in 1950. Mrs. Janet Annenberg Hooker purchased the brooch from Tiffany in 1955, and in 1977 she donated it to the Smithsonian Institution.

Advertisements

bismillah

BismillahirRahmanirRahim

Büyük iddialarım, ben önemli işler ve hizmetler yaparım havalarım yoktur. Sadece şu kadar söylüyorum: Bendeniz de kendi çapımda bazı küçük hizmetler yapabilirdim ama yaptırmadılar, imkan ve fırsat tanımadılar.

Bazılarının birinci şartı şu: Önce ruhunu bize sat veya kirala…

Ne münasebet!..

Müslümanlıkta şu veya bu gruba, cemaate, tarikata girmek bir nasip meselesidir.

Bendeniz mesela Rufai olsam, bu özelliğim bana hizmet imkanı verilmesine engel teşkil eder mi?

Nakşi, Kadiri, Mevlevi, Bayrami… Nurcu… Şu veya bu tarikate ve cemaate mensup işe yarar bütün Müslümanlar İslami hizmet ve faaliyetlerde kullanılmalıdır.

Ümmet-i Muhammed çeşitlilik içinde sarsılmaz bir birlik oluşturur. Teori böyledir ama realite böyle midir?

Kendime değerli eleman demem ama islami kesimde nice değerli, işe yarar, hizmet edebilecek vasıflı eleman boş oturuyor.

Merhum Necmeddin Erbakan’a, bendenize Millî Gazete’de yazı yazmak imkanını verdiği için minnettar ve müteşekkirim.

Recep Tayyip Erdoğan beyefendiye de, 1995’de Çamlıca Sosyal Tesisleri’nin dekorasyonu ve tanzimi hususunda imkan verdiği için müteşekkirim.

Yüzlerce hizmet projem var. Bunlar hakkında yazılar yazıyorum. Hiçbir ilgi çekmiyor. Şu konudaki projeniz hakkında görüşelim şeklinde hiçbir teklif almadım.

Şöyle bir senaryo düşünelim:

Büyük bir cemaatin başkanı hakkında şu mealde bir kitap yazıyorum: Bu zat çok ama çok büyüktür, çok büyük değil en büyüktür. Onun büyüklüğünü şimdiye kadar anlamamışım. Şimdi kafama dank etti ve anladım. O hazretü’l-hazerattır, muhteremlerin muhteremidir, dünya çapındadır, kendilerine arz-ı hürmet ve biat ederim…

Ne olur biliyor musunuz?..

Bu yazıdan sonra benim de kıymetim bilinir.

Taraftarlar beni tebrik eder, bağırlarına basarlar. Öpücüğün, aferinin bini bir paraya…

Kitabımın ilk baskısı bin adet olur. Kısa zamanda yüz binlerce yeni baskısı yapılır. Bir sene sonra milyona ulaşır. Bendeniz epey telif ücreti toplar, köşeyi dönerim.

Bana hemen hizmet imkanı verilir.

Neye hizmet? Tabii ki, cemaate veya gruba…

Böyle bir şey, benim vicdanımı ve kalemimi satmam ve kiralamam manasına gelmez mi? Bana yakışır mı?

Müslümanlıkta kural şudur:

O zat bizim tarikatımızdan veya cemaatimizden değildir ama Müslüman olarak bizdendir.

Şimdi geçerli kural şudur:

Ya bizi tutarsın, yahut dışlanmaya, ilgisizliğe, gerekirse linç edilmeye razı olursun.

Bahaneleri de yok: Bu adam hizmet etmek için yüklü ücretler istiyor, bunu veremediğimiz için ona hizmet imkanı sağlayamıyoruz… Böyle bir durum yok, çünkü bendeniz bedava, ücretsiz hizmet ederim.

Lakin (onlara göre) büyük suçlarım vardır:

Bendenizde cemaat, tarikat, grup asabiyeti yoktur.

Futbol kulübü tutar gibi hizip, cemaat tutmam.

Çeşitliliği kabul ederim.

Müslüman kesimde özeleştiri yaparım.

Hizmet konusunda bendeniz yine talihli sayılırım. Hiç olmazsa yirmi senedir Millî Gazete’de devamlı yazabiliyorum.

İsmi vermeyeceğim, Ümmetimize mensup çok değerli, çok vasıflı nice şahsiyet hiçbir hizmet edemiyor. Yazıklar olsun!

Az veya çok, kendi çapımda hizmet edebilmek için yalakalık ve yağcılık yapmaktan, meddahlık etmekten (Peygamberimiz salat ve selam olsun ona) “Övücülerin suratlarına toprak saçınız” buyurmuşlardır) Allah’a sığınırım.

Kaç yerden duydum, merhum Silistreli Süleyman Efendi hazretleri, 1940’lı yılların ikinci yarısında zalim tek parti rejimine karşı İslam bayrağını kaldıran merhum üstad Necip Fazıl’ı, Çamlıca’daki bir mülkünü satıp parasını ona vererek desteklemiş.

Bugün gazetesinin yayınlanmasına vesile olan küçük sermayenin ilk bin lirasını, benim haberim yok iken ve gıyabımda (Hacı Nazif Çelebi’nin Süleymaniye’deki konağında bir ziyafet ve sohbet esnasında) merhum Şeyh Muhammed Zahid Kotku hazretleri vermiştir.

Elbette ki beni aşan, yapamayacağım hizmetleri kasd ederek söylemiyorum ama yapabileceğim, becerebileceğim hizmetler konusunda bendenizi çalıştırmayanlara hakkımı helal etmiyorum.

Hem de bedava-ücretsiz hizmet ettiğim halde.

Kendimi harcanmış bir kimse olarak görüyorum.

bismillah

BismillahirRahmanirRahim

Scenes from the television series Muhteşem Yüzyıl.

bismillah

BismillahirRahmanirRahim

“Karun’un hazineleri olsa onu da bitirirler”

Nakşibendi Tarikatının Kıbrıs’taki Şeyhi Nazım Kıbrisi, KKTC iktidarını ve halkını eleştirdi.

Kıbrısi, “Hükümet hiçbir icraat yapmıyor. Ne ekonomiden ne eğitimden ne de ticaretten anlıyor. Bu Kıbrıslılar, Karun’un hazineleri de olsa onu da bitirirler.” dedi.

Şeyh Nazım Kıbrısi, kendisinin ekonomist ya da politikacı olmadığını ancak bütün dünyanın bir kriz içerisinde olduğunu kaydetti. Kıbrısi, krizin her yeri etkileyeceğini; KKTC’nin de küçük bir ülke olmasından dolayı bundan daha fazla etkilendiğini söyledi. Kıbrısi, “Bizim kendimizin bu dünya üzerinde ayrı bir sözümüz ve mali gücümüz yok. Dalga bizi nereye atarsa oraya gideceğiz. Bizim buradaki ekonomik halimiz Türkiye’nin etkisi altında olduğumuz için onlar ne yaşarsa biz de onu yaşarız. Biz ayrı hareket edemeyiz, biz bağlıyız. Türkiye bizim burada her şeyimize kefildir. Onlar ekonomik krizden çıkarsa bizimkiler de çıkacak.” açıklamalarında bulundu.

KKTC’de büyük oranda israf olduğunu savunan Şeyh Nazım Kıbrısi, “Madem israf var; bunlar kurtulmaz. Karun’un hazineleri olsa bu Kıbrıslılar onu bitirir. İsraf var, boşuna para veriyorlar, ağalıkları var, keyiflerinden, yemelerinden ve tütünlerinden vazgeçmiyorlar. Yani hududu aşmışlar. Hükümetimiz de bunlara bir hudut koyamıyor. Vergiler var ama kafi gelmiyor. Millet parayı buluyor. Herkesin kapısında bir sürü arabası, evleri ve gece hayatları var. Gece hayatına çıkan adamlar bu mali krizden kurtulamaz.” şeklinde konuştu.

GECE KULÜBÜ AÇACAK PARAYI NEREDEN BULUYORLAR?
Ülkede işsizlik olduğuna değinen Şeyh Nazım Kıbrısi, nüfusun 500 bini geçtiğini ve şu anda 50 bin kişinin işsiz olduğunu ifade etti. İnsanların KKTC’de yığıldığını söyleyen Kıbrısi, 500 bin insanı bir kazalık yerin idare edemeyeceğini ve para yetiştiremeyeceğini belirtti. Şeyh Nazım Kıbrısi “Memuriyetin dışında otelcilik var. Burada gece kulüpleri var. Burada 500 tane gece kulübü varmış. Bu parayı nereden buluyorlar? Gece kulübü işletmek bir hükümete yakışmaz. Bakanlar gece kulüplerinden aldıkları vergiyi söylüyor. Utanmaz mı bunu söyleyen bakan?” ifadelerini kullandı.

“RUMLARLA BİRLEŞME OLURSA NİKAHLARINI BEN KIYAYIM”
KKTC hükümetinin en iyi icraatının gece kulübü olduğunu aktaran Kıbrısi, “Hükümetin başka icraatı yok. Hükümet ekmiyor da biçmiyor da. Köylüyü berbat ettiler. Köylü bir hayvan besleyemiyor, fundalıkları orman diye yazdırıyor; milleti berbat ettiler. Ne ekonomiden, ne eğitimden, ne sıhhatten, ne ticaretten, ne askerlikten, ne de siyasetten anlarlar. Yapamıyorsan bırak; ehlini getir yapsın. Ben yalan söylüyorsam gelsinler ispat etsinler ve halka sorsunlar. Gideceğimiz bir yön kalmadı. Başımızda bir tane akıllı adam yok. Biz de ‘siz çalın biz oynayalım’ diyoruz. Çözüm konusuna gelince. Rumları nikahımıza alacağız ya da onlar bizi alacak. Birleşirlerse evlenmek lazım. Kız tarafı hangisi erkek tarafı hangisi? Anlaşırlarsa nikahlarını kıyayım.” söylemlerine yer verdi.

Lefke’nin ülke dışından gelenle sayesinde ayakta durduğuna değinen Kıbrısi, “Dışardan adam gelmese Lefke ölüdür. Buraya paralarıyla gelen adama en fazla 10 gün veriyorlar, ondan sonra ‘çıkın gidin’ diyorlar. Bu misafirler o 10 gün verenlerin evinde mi kalıyor? Nasıl bir iştir? Gelen adam buraya parasıyla geliyor. Ama bizimkiler 3 gün sonra çık git diyor. Bu memleketin her yeri unutuldu ama gece kulüpleri unutmuyorlar. Burası kendi vatanımdır bu halinde olmasını sevmiyorum, istemiyorum. Bize bir şey soran yok, gelen, giden yok. Kendi kendilerine iş görüyorlar. Düzelttiklerinde bana haber versinler.” şeklinde konuştu.

CİHAN

habervaktim.com 13 Mayıs Cuma 2011

bismillah

BismillahirRahmanirRahim

bismillah

BismillahirRahmanirRahim

O cemaat, reformcu bir ilahiyatçıyı dini konularda imam/önder kabul etmiştir. Bu yüzden hizmetlerinin boşa gitmesinden korkulur. İş olarak orada çalışabilirsiniz ama yanlış inanç ve amellerine ortak olmamanızı tavsiye ederim

Listesini verdiğiniz on kişiden sadece üçü icazetli alim, fakih ve müfessirdir. Onların Kur’an tercüme ve tefsirlerini okuyabilirsiniz. Diğerlerinin ilmi, icazeti olmadığı ve meal ve tefsirlerini re’y ve heva ile yaptıkları için kitapları okunmamalıdır. Okursanız ve (Allah korusun) ayağınız kayarsa sorumluluğun büyüğü size ait olur.

Haliq’a (Yaratan’a) masiyette (isyan edip günah işlemekte) mahluka (yaratığa) itaat edilmez. Daha olmazsa işinizi terk edersiniz. Allah yardımcınız olsun.

İslam dininde, Kur’anda ve Sünnette kader yoktur diyen kişi namaz da kılsa, oruç da tutsa dinden çıkmış olur. Onun kestiği yenmez, ardında namaz kılınmaz.

Müslüman anne ve babalar büluğ yaşına gelmiş kızlarını tesettüre sokmakla mükelleftir. Yine büluğ yaşına gelen çocuklar kız olsun erkek olsun beş vakit namaza teşvik edilmelidir. Böyle yapmayan ebeveyn (anne baba) günahkar olur.

Salih Müslüman kardeşine, meşreb farklılığı yüzünden düşmanlık edip kafirleri dost ve veli edinenler fasık ve şaşkındır.

Allah’a, Resulullaha, İslam’a, Kur’ana, Şeriata, Ümmete düşmanlık edip zarar vermiş olan hiçbir kafir ve zalim sevilmez ve tutulmaz. Seven ve tutanların dinleri imanları tehlikeye girer.

Son Osmanlı Padişahı ve İslam’ın 100’üncü halifesi Sultan Vahidüddin Han hazretleri imanlı, mütedeyyin, faqih, ahlak-ı hamide sahibi bir zattı. Başına hasbelkader felaketler gelmiş bedbaht ve talihsiz bir Müslümandır. Allah ona rahmetiyle muamele buyursun. Sakın ona iftira etmeyin.

Şeriata uygun gerçek tesettür ile Şeriat uymayan sahte tesettürü biliniz ve öğreniniz ki, hangi hanım tesettürlüdür, hangisi de sözde tesettürlüdür anlayasınız.

Çocuklarını paraya, zenginliğe, dünyaya, riyasete, üne, alkışa, lükse, konfora yönlendiren anne ve babalar bu yüzden kendilerinden hesab sorulmayacağını mı sanıyorlar?

Önemli olan yemek değil yedirmektir. Doyduktan sonra yiyen günaha girer. Devamlı olarak aşırı lüks yemekler yiyen sefihtir. Lakin Müslüman bir zengin yedirirse ve güzel yemekler ikram ederse inşallah sevap ve ecir kazanır.

Faziletliler Kulübü başkanlığına: Nazik davetnamenizi aldım, teşekkür ederim. Faziletli bir insan olmadığım için davetinize -hayaen- katılamayacağımı bildirir afv buyurmanızı istirham eder, ellerinizden ve eteğinizden öperim efendim.

Mütekebbir ve mağrur beyefendiye: Çay daveti için teşekkürler. O güzel bahçenizde nefis çaylarınızı içmek, eşi bir yerde bulunmayan enfes börek ve kurabiyelerinizi yemek için gelmek istiyorum ama sizin o kibir ve gururunuz yüzünden başımıza taş düşmesinden korkuyorum.

Cazibedar hanımefendiye: Yaşınız hayli ilerledi. Lütfen artık önce makyaj yaparak, sonra silerek (geride yine bir miktar boya ve kozmetik madde kalıyor) sağda ve solda arz-ı endam etmeyiniz. Makyajsızlık size daha fazla yakışır bilesiniz. İhtiramat-ı faikamı arz ve takdim ederim hanımefendi.