M. Şevket Eygi Efendi


bismillah

BismillahirRahmanirRahim

Suriye Bu Hale Nasıl Düştü?

Suriye’de çoğunluğu oluşturan Müslümanlar korkunç bir zulme ve kıyıma uğramaktadır. O kardeş ve komşu ülkede, yüzde onluk bir azınlığın diktatörlüğü var. Orada Müslümanlar çoğunlukta olmalarına rağmen nasıl ve niçin bugünkü çok kötü ve feci’ duruma düştüler?

Bundan elli altmış sene önce Sünnîler çocuklarını askerî okullara vermediler, en zeki ve kabiliyetli gençlerini doktor ve mühendis yaptılar. Azınlıktaki Nusayrîler çocuklarını askerî okullara verdiler, orduyu ele geçirdiler ve ülkeyi pençelerine aldılar.

Hangi İslam ülkesinde Sünnî çoğunluk orduyu ve eğitimi ihmal etmişse, kendi öz vatanında köle durumuna düşmüştür.

Şöyle bir durum düşünelim:

Suriye ordusunun yüzde 90’ı Sünnî, yüzde 10’u Nusayrî olsaydı bugünkü zulümler, kıyımlar, baskılar, kan dökmeler olabilir miydi?

Bundan elli altmış yol önce Sünnî Müslüman anne ve babalar çocuklarını askerî okullara göndermemekle çok büyük, ölümcül bir hatâ yapmışlardır.

Çoğunluktaki Sünnî Müslümanlar kendi yurtlarında hür, izzetli, haysiyetli bir hayat sürmek istiyorlarsa; köle, parya, ikinci sınıf vatandaş, zenci durumuna düşmek istemiyorlarsa, ezilmek ve sürünmek istemiyorlarsa; en zeki, en akıllı, en kabiliyetli, en istidatlı, en idealist çocuklarını şu mesleklere ve kurumlara yönlendirmelidir:

1. Ordu ve askerlik.

2. Eğitim.

3. Üniversiteler.

4. Hukuk ve yargı.

5. İletişim, medya.

6. Kültür ve sanat.

Doktorlukta, mühendislikte çok para varmış… Subaylık ve öğretmenlik o kadar kârlı değilmiş… Ya öyle mi?.. Öyleyse buyurun cenaze namazına…

Suriyeli Müslüman kardeşlerimiz için ağlıyorum.

Allah onların yardımcısı olsun.

Şehidler için rahmet diliyorum.

Suriye’ye inşallah adalet, huzur, güven, istikrar gelirse Şam’a gidip Halid-i Bağdadî, Muhyiddin ibn Arabî, Selahaddin Eyyubî, Emir Abdülkadir ve diğer büyüklerin kabirlerini ziyaret edeceğim.

Üç ahbabımla birlikte otomobil tutup Haleb’i, Hama’yı, Humus’u ve diğer şehirleri gezeceğim.

Şehidlerin mezarlarında Fâtihalar okuyacağım.

Suriye Sünnîleri çok acılar çektiler ve çekmeye devam ediyorlar.

Ordu meselesi…

*(İkinci yazı)
Ermeniler Ağrı’yı İstiyormuş!

Ermenistan başbakanı “Biz Azerbaycan’dan Karabağ’ı aldık, gençler de Türkiye’de Ağrı bölgesini alacaklar” mealinde bir laf etmiş. Bizim medya mal bulmuş mağribî gibi bu lafı tenkit ediyor. Ermenistan bizden toprak istiyormuş…

Beyler günaydın, Üsküdar’da sabah oldu?

Ermenistan bizden çok uzun yıllardan beri toprak istemektedir.

Sadece Ağrı dağı bölgesini değil, doğu Anadolu’daki, Kilikya’daki nice şehrimizi istemektedir.

Açın interneti, Ermenistan Türkiye’den toprak ve şehir istiyor kelimelerini yazın, bakın karşınıza neler çıkacaktır.

Birkaç gün önce Ermenilerin “Nouvelles d’Armenie” adlı sitesine bakıyordum (İngilizcesi de var), bir haber başlığı dikkatimi çekti: Van ile Erivan arasında uçak seferleri başlayacakmış. Metinde “Türkiye işgalindeki Ermeni toprağı Van” diye yazıyordu!..

Yirmi beş senedir devam eden PKK terör hareketi nedir? Yüzde 50, bir Ermeni yeniden fetih hareketidir. Birtakım Kürtleri veya Kriptoları taşeron olarak kullanıyorlar.

Geçenlerde üzücü bir yazı okumuştum. Bir ara bizim devletimiz birtakım tarihçilere para vererek Ermenilerin iddialarını çürütecek yazılar yazdırmış.

Böyle hizmetler parayla, taşıma suyla olmaz.

Türkiye’nin Ermeni iddialarını red, cerh ve tekzip konusunda yaptıkları son derece yetersizdir.

Şu anda bu iddiaları çürütmek için 100 milyon dolarlık bir fon oluşturulsa ne olacaktır?

Yavan çalışmalar yapılacak, sıradan yazılar yazılacak ve bu yüz milyon dolar sıcağı gören kar gibi kısa zamanda eriyip bitecektir.

Bu gibi hizmetlerde elbette te’lif ücreti dağıtılabilir ama işin başı vatanseverliktir, uzmanlıktır, vasıftır, erdemdir.

Bendeniz 1915 ile 18 arasında Ermenilere zulm ve haksızlık yapıldığını kabul ediyorum, lakin meseleyi bütünüyle ele alıyorum. Sen Osmanlı vatandaşı olarak düşman ve işgalci Rus ordusunu kurtarıcı gibi karşıla, kimliğine sahip olduğun devlete isyan et, silah çek. Sonra da yaşadığın topraklardan sürülünce feryadı bas.

Bir kısım Ermeniler (hepsi değil) şu hatâları yapmışlardır:

1. Emperyalist ve sömürgeci devletlerin safında yer almışlardır.

2. Sırf kendilerine ait olmayan, Müslümanlarla paylaştıkları toprakları ele geçirip Müslüman halkı öldürmek ve sürmek istemişlerdir.

3. Kendi devletleri olan Osmanlı devletine isyan etmişlerdir.

Onların bu yaptıkları bir kumardı ve kumarı kaybettiler.

Bu esnada hiçbir suçu olmayan Ermeniler de ezilip yok olmadı mı? Oldular… Bazen büyük felaketler gelince yaş kuru dinlemez, herkesi vurur.

Ermeniler Osmanlı devletine -eskiden olduğu gibi- sadık kalmış olsalardı, “Osmanlı bizim de devletimizdir, bu toprakları Müslüman halk ile birlikte paylaşıyoruz, onlarla barış ve mutabakat içinde yaşayacağız…” demiş olsalardı. Düşman Rus ordusunu kurtarıcı gibi karşılamamış olsalardı, emperyalistlerin, sömürgecilerin, misyonerlerin oyunlarına gelmemiş olsalardı başlarına felaket gelmeyecekti.

Bütün kabahat Türklerde, Müslümanlarda… Yağma yok!

Mülkün asıl sahibi Allah’tır. Mülkü Ermeniden alır, Türke verir… Türkten alır başka bir kavme verir…

Türkler zalimmiş… Jön Türkler, İttihadçılar Türkleri temsil etmez. Zalim olan onlardı.

Bir kısım Ermeniler de çok zulm etmiştir.

1915 ile 1918 arasında cereyan eden Türk-Ermeni facialarını parça olarak değil, bütün olarak ele almak gerekir.

Ermeniler kendi işlerine gelen bir senaryo yazacaklar, Türkler kendi işlerine gelen bir senaryo… İşlerine gelmeyen vak’aları, hadiseleri, faciaları inkar edecekler… Sonunda bugünkü kör döğüş meydana gelir.

Meselenin başı şudur:

Bir kısım Ermeniler silaha sarıldılar, Ermenilerin de yaşadığı toprakları Müslümanlarla paylaşmak istemediler. Bir kumar oynadılar, kumarı kaybettiler. Kurunun yanında yaş da yandı.

Advertisements

bismillah

BismillahirRahmanirRahim

Tarih boyunca olduğu gibi Türkiye ve İran Ortadoğu’da iki büyük rakiptir. Türkiye’deki hakim Sünnî kültürü ile İran’daki Safevî Şiîliği bağdaşmaz ve uyuşmaz. Usûl bakımından aralarında uçurumlar vardır.

Osmanlı’nın belini kıran, Orta Avrupa’yı ve İtalya’yı feth etmesine engel olan İran ile yapmış olduğu tüketici ve yıpratıcı savaşlardır.

Sünnîler Türkiye coğrafyasında bin küsur yıldan beri (İstanbul’da 1453’ten bu yana) vardır, İran’ın ise en az üç bin yıllık millî bir varlığı ve medeniyeti vardır.

İran halkının yüzde 52’sinin ana dili Türkçedir.

İran’da en az 20 milyon Sünnî vatandaş vardır ama din ve ibadet hürriyetleri çok kısıtlıdır. Bütün taleplere rağmen başkent Tahran’da Sünnîlerin cami ve İslam kültür merkezi yapmalarına izin verilmemektedir.

Sünnîlerin İran’da, Ermeni azınlık kadar din, inanç, ibadet, düşünce, eğitim, kültür ve kimlik hürriyeti yoktur.

Bütün bunlara rağmen Türkiye ile İran (olabildiğince) dost kalmalıdır.

Siyonistler, Haçlılar, Global derin güçler, emperyalistler, BOP’çular Türkiye ile İran’ı savaştırmak istiyor.

Vaktiyle Irak ile İran’ı savaştırdıkları gibi.

Her iki ülkenin idarecileri böyle bir savaşı önlemek için bütün gayretlerini sarf etmelidir.

Türkiye ve İran bir saldırmazlık paktı imzalamalıdır.

Türkiye’de sanıldığından çok Kripto Yahudi olduğu gibi İran’da da hayli Gizli Yahudi vardır.

İran İslam Cumhuriyeti Suriye Nuseyrî rejimini mânen ve maddeten yoğun şekilde desteklemektedir.

Eskiden Nuseyrileri Müslüman saymıyorlardı. Siyasî bir fetva ile onlar şimdi din kardeşi ilan edilmiştir. Câferî Şiiliği ile Nuseyrîlik arasında uçurumlar vardır.

Türkiye ile İran, Suriye meselesi dolayısıyla karşı karşıya gelecek değil, gelmiştir bile.

İran, Türkiye’deki Alevîleri Caferî Şiî yapmak için yıllardan beri büyük faaliyet göstermekte, büyük paralar harcamaktadır.

İran Ermenileri desteklemektedir.

Her şeye rağmen Türkiye ile İran savaşmamalı; siyasî, ticarî, iktisadî, kültürel ve turistik münasebetlerini alabildiğine geliştirmelidir.

En doğrusu, Türkiye’nin İran içişlerine, İran’ın Türkiye içişlerine karışmamasıdır.

Bir Türkiye-İran savaşı iki ülke, İslam âlemi ve Ortadoğu için felaket olur.

Milyonlarca insan ölür.

İki ülke harap ve viran olur.

Böyle bir savaşın galibi olmaz.

Böyle bir savaş İsrail’in, ABD’nin, Haçlıların ekmeğine yağ sürer.

BOP’a göre Türkiye’nin nasıl mutlaka parçalanması gerekiyorsa, İran’ın parçalama plan ve projeleri de hazırdır.

Sünnîlik ve Şiîlik arasındaki derin ve usûle ait ihtilaflar ve anlaşmazlıklar kolay kolay halledilemez. Bu mesele Mahşer’e kalmıştır.

Sünnîlik ile Şiîlik uyuşmaz.

Yapılacak en akıllıca ve Müslümanca iş, iki taraf arasında, yukarıda beyan ettiğim gibi saldırmazlık paktı imzalanmasıdır.

Mezhep ve siyasî rekabet meselelerini birinci plana çıkarmamak; iki ülke arasında alabildiğine ticaret, turizm, iktisat, kültür ve turizm işbirliği yapmak.

Türkiye ile İran savaşırsa İsrail kurtulur, güçlenir ve yükselir.

Geçmiş asırlarda Papalık, Venedik ve Haçlı dünyası, Osmanlıya karşı İran’ı destekliyor, oraya elçiler gönderiyor ve kışkırtıyordu.

Artık iki tarafın bu gibi tuzaklara düşmeyecek kadar akıllanmış olduğunu ümit ediyorum.

bismillah

BismillahirRahmanirRahim

Çoğunluğun her istediğinin ve tercihinin doğru ve isabetli olması için o çoğunluğun hak ve doğru bir eğitim görmesi gerekir.

Hak ve doğru bir eğitim görmeyen bir halkın isteklerinin, tercihlerinin bir kısmının doğru, bir kısmının yanlış olması çok tabiîdir.

Müslüman bir halk iyi, sağlam, köklü, sahih bir islamî eğitim görmüşse, doğruları ister, seçer, tercih eder.

Müslüman yanılmaz diye kural yoktur. Müslümanlar da yanılabilir.

Bu yanılma birkaç tür olur.

İslam dairesi içinde yanılabilirler.

İtikatlarında bid’at ve bozukluk olabilir.

Müslüman ama mezhebsiz… Büyük yanılgı.

Müslüman ama telfik-i mezâhib taraftarı… Bu da büyük bir yanılgı ve sapmadır.

Müslüman ama kaderi inkâr ediyor… Korkunç bir yanılgı…

Müslüman ama şefaati, kabir ahvalini, Münkereyn’i (iki soru meleğini) inkâr ediyor… Yanılgı üzerine yanılgı.

Beş vakit namaz kılan bir Müslüman, İslam’ı, Kur’anı, Resulullahı inkar eden kafirler de Cennetliktir diyor. Ne büyük yanılgı.

Üç hak ibrahimî din vardır. Üçünün bağlıları da ehl-i necat ve ehl-i Cennettir diye itikat ediyor. Bu da büyük yanılgı, ayak kayması.

Hem Müslüman, hem de Sünneti inkar ediyor. Yanılmış, sapmış Müslüman.

İslam dışı yanılgılar:

Hem Müslüman, hem Kemalist… Olur mu böyle şey?

Dini İslammış ama medeniyeti Batı medeniyetiymiş… Ne büyük çelişki!..

Evet, Müslümanları yanılgılardan, bid’atlerden, sapıklıklardan, saçmalıklardan, yanlış tercihlerden korumak için onlara çok köklü, çok sağlam, çok güçlü bir din eğitimi vermek gerekir.

Bu eğitimi ancak icazetli ulema, fukaha, kâmil mürşidler verebilir.

Tâğutî düzenin din mekteplerinde ne kadar gayret gösterilirse gösterilsin böyle bir eğitim verilemez. Büyük fire verilir.

Gerçek İslam okulunda bütün öğrenciler beş vakit namazı cemaat ile kılar.

Gerçek İslam mektebinde sahih itikat öğretilir.

Gerçek İslam mektebinde kız erkek karışık eğitim olmaz.

Sultan Abdülhamid Han hazretleri zamanında Galatasaray Sultanisinde (lisesinde) bütün Müslüman öğrenciler, okul camiinde, okulun resmî imamı ardında cemaatle namaz kılıyordu.

Bugün laik rejimin hangi din okulunda bu salâbet vardır?

Şu ilahiyatçıya bakın: Azılı farmason, azılı taqiyyeci, karışık ve bulaşık Afganî büyük bir İslam önderiymiş. Müslümanlar onun peşine düşerek kurtulurmuş… Vah vah ne günlere kaldık! Farmasonu imam kabul eden Müslüman yanılmasın da ne yapsın?

Para kazanmak, zengin olmak, köşeyi dönmek, voliyi vurmak, yüklü te’lif ücreti almak için tefsir, hadîs, din kitabı yazan, Kur’an meâli veya tercümesi yapan adamlardan bu Ümmete, bu gençliğe ne hayır gelir.

Şu haram-hor İslamcı bozuntusuna bakınız: Hem namaz kılıyor, hem de malı götürüyor.

Namazı dosdoğru ve hakkıyla kılan kişi hiç haram yer mi?

O adam doğru dürüst namaz kılsaydı o namaz onu azgınlıklardan korurdu.

Evet kişi lâfla Müslüman olmaz. Sadece oruç tutmakla (veya tutar görünmekle), namaz kılmakla (veya kılar görünmekle) Müslümanlık bitmez.

Müslüman odur ki:

İtikadı sahih ola.

Ahlâkı sağlam ola.

Karakteri düzgün ola.

Haram yemeye.

Paraya tapmaya.

Birtakım ruhbanları ve baronları erbab edinmeye (tanrılaştırmaya, putlaştırmaya).

Âdil ola.

Yalan söylemeye.

Gıybet etmeye.

Mürüvvetli ola.

Fütüvvet ahlakına sahip ola.

Mâruf ile emr ede ve münkerden nehy ede.

Peygamberin (Salat ve selam olsun ona) vekili, vârisi, halifesi durumunda olan kâmil bir zata bağlı olup onun öğütlerini dinleye.

Nefs-i emmâresini en büyük düşmanı bile.

Mezhebi, meşrebi değişik de olsa bütün mü’minleri kardeş bile ve kardeşlik hukukuna riayet ede.

Zamanın İmam-ı Gaibine biatli ola.

Allah ile ezelde yapmış olduğu ahd ü misaka sâdık ola.

Peygamber’e (Salat ve selam olsun ona) biatli ola, ona itaat ede.

Dünya ihtiyaçlarını çoğaltmaya.

İsraf etmeye, lüks ve sefahat yollarına sapmaya.

Kötülüğü iyilik ile def’ ede.

Âhirete yönelik ola.

Gerçek ve olgun Müslüman odur ki, insaflı düşmanları bile onun faziletini kabul, tasdik ve teslim eder.

Vasıflı, olgun Müslüman az yanılır.

Vasıfsız ve islamî eğitim görmemiş Müslüman çok yanılır.

İnsî şeytanlar iyi eğitim görmemiş, ilmihalini iyi bilmeyen Müslümanlara musallat olur ve onu tuzaklarına düşürür.

Bunca ilim okumuş ve İslam’da kader yoktur diye diretiyor. Böylesi câhil değil, capcâhildir.

Ehl-i Sünnetin hadis imamlarını, allâmelerini, büyük muhaddisleri bırakmış, icâzetsiz bid’atçi Albanî’yi imam edinmiş. Bu adam aleyhinde icazetli ulemanın ve muhaddislerin yazdığı, bazısı birkaç cilt onca reddiye kitabını görmemiş, duymamış mı?

Kur’ana hakkıyla uyan.

Sünnete hakkıyla uyan.

Rabbanî ve ‘âmil ulema ve fukahaya tâbi olan.

Kâmil bir mürşide el veren…

Kurtulur, yanılsa bile esasta yanılmaz, teferruatta birkaç küçük yanlışı olabilir.

Böyle bir Müslüman doğruları tercih eder.

Böyle bir Müslüman insî ve cinnî şeytanların tuzaklarına düşmez.

Böyle bir Müslüman Deccalların, Kezzabların, Tâğutların, Süfyanîlerin tuzaklarına düşmez.

Böyle bir Müslüman haram yemez.

Böyle bir Müslüman mağrur ve mütekebbir olmaz.

Böyle bir Müslüman dâll ve mudil olmaz, hidayete çağırır ve doğru yolda kılavuzluk eder.

Ah sağlam ve doğru islamî eğitim!..

bismillah

BismillahirRahmanirRahim

İLAHÎ İslam dini ile Marksist ideoloji uyuşur ve bağdaşır mı?.. Uyuşur ve bağdaşır demek mümkün değildir. İkisi birbirinin zıddıdır.

İslam, Tevhid inancı yani kemal sıfatlarla sıfatlı, noksan sıfatlardan münezzeh, kainatın Yaratıcısı, alemlerin Rabbi, mutlak kudret Sahibi, ilmi ve iradesi her şeyi kuşatmış bir Allah’ın varlığını kabul eder. Marksizm ise ateisttir, materyalisttir.

Peki İslam dini ile, M. Kemal Paşa’nın ölümünden sonra çıkartılmış Kemalist ideoloji uyuşur ve bağdaşır mı?

Bu ikisi de bağdaşmaz ve uyuşmaz.

İnsan sadece Allah’a inanmakla Müslüman olamaz. Kelime-i Tevhid’in, birbirinden ayrılmaz iki esası vardır: Allah’tan başka ilah olmadığına ve Hz. Muhammed’in (Salat ve selam olsun ona) Allah’ın Resulü olduğuna iman etmek.

Kemalist sistemde (Ona bir tür dindir de diyebiliriz…) Allah’a iman şartı yoktur. Bir deist de Kemalist olabilir, bir ateist de.

Kemalizm’in esası/temeli M. Kemal’e iman etmektir. İşte bu yönden İslam ile Kemalizm uyuşmaz ve bağdaşmaz.

Son 60 yıl içinde yetişen birtakım sözde İslam ilahiyatçıları, İslam ile Kemalizmi uyuşturmaya, bağdaştırmaya çalışıyorlar. Boşuna gayret!

İslam dininin temel kitabı ve kaynağı Kur’andır. Kemalistler Kitabullah’ı temel kaynak ve referans olarak kabul etmez.

İslam’da âhirete iman şartı vardır. Kemalizmde âhirete inanıp inanmamak ihtiyaridir, yani seçimliktir, ister inanır, ister inanmaz.

İslam’da din ve dünya ayırımı yoktur. Kemalizmin ana umdesi ise, laikliktir. Nice Kemaliste göre din bir vicdan işidir, dünyaya karışamaz.

İslam, insan sağlığına zarar veren ve nice sosyal hastalığa yol açan içkiyi yasak etmiştir. Kemalizmde ise içki bol bol içilir.

İslam ribayı/faizi yasak kılmıştır. Kemalizmde ise iktisat, ticaret, finansla ilgili muamelatta faiz esastır.

İslam kadın konusunda hayâyı, iffeti, tesettürü esas almıştır. Kemalizm ise tesettüre ve İslam’ın kadın anlayışına karşıdır.

İslam’da din esaslarına dayanan Tevhidî eğitim sistemi vardır. Kemalizmin Tevhid-i Tedrisat eğitim sistemi ise nice husus ve noktalarda İslam’a taban tabana zıttır.

İslam’ın bir Şeriatı vardır. Kemalizm bu Şeriata radikal şekilde karşıdır.

İslam’da yaratılış inancı vardır, kemalizmde evrim teorisi.

İslam’da İmamet/Hilafet vardır. Kemalizm Hilafete karşıdır ve onu yıkmıştır.

Masonların geleneksel kolu, “Kainatın Yüce Mimarına” inanmayanları Masonluğa almaz, “localara” sokmaz. Kemalizmde böyle bir şart yoktur.

Yahudiler ve Hıristiyanlar da Allah’a, âhirete inanırlar ama Allah’a, Peygamberlere, ilahi Kitaplara iman bakımından İslam ile aralarında ittifak ve uyum yoktur.

Bir insanın Müslüman olması için Allah’ı kemal sıfatlarla sıfatlandırması, noksan sıfatlardan tenzih etmesi gerekir.

Müslüman, isimleri bilinsin veya bilinmesin BÜTÜN Peygamberlere iman eder.

Müslüman BÜTÜN kitaplara iman eder. (Daha önce gönderilen kitaplar tahrife uğramıştır.)

Yukarıdaki izahattan anlaşılacağı üzere:

İslam ile ateist ve materyalist bir ideoloji olan Marksizm uyuşmaz ve bağdaşmaz.

İslam ile Kemalizm uyuşmaz ve bağdaşmaz.

İslam ile Yahudilik ve Hıristiyanlık uyuşmaz ve bağdaşmaz.

İslam tek hak din olmakta, tek hak dünya nizamı olmakta hiçbir başka din ve ideoloji ile müşareket (ortaklık) kabul etmez.

Teolojik bakımdan dünya üzerinde, İslam’ın zuhurundan sonra tek ibrahimî din vardır, o da İslam’dır.

İslam dini Nazizm ile de bağdaşmaz ve uyuşmaz ama Naziler İslam’a ve Müslümanlara karşı oldukça saygılı davranmışlardır.

Türkiye’nin yakın tarihinde Kemalizmin İslam’a ve Müslümanlara yaptıkları, sahih bilgiler ve gerçek belgelerle gözler önündedir.

İslam ile Kemalizmin bağdaşabileceği iddiası doğru, realist, insaflı bir iddia değildir.

Tevhid inancı ile Teslis inancı nasıl asla bağdaşmaz ve uyuşmaz ise İslam ile Kemalizm de uyuşmaz ve bağdaşmaz.

İslam ile Kemalizmin uyuşup bağdaşacağı tezini ortaya sürenler M. Kemal Paşa’nın bidayette sarf ettiği bazı sözlere dayanıyorlar. Paşa’yı bir bütün olarak ele almak gerekir. Bütüne bakınca, bizim uyuşmazlık tezimizin ve iddiamızın doğru olduğu anlaşılacaktır.

ABD, AB, beynelmilel Siyonizm, militan Haçlılar ve Evangelistler, Vatican, global emperyalistler Türkiye’de kendilerine hizmet edecek evcil, ılımlı, suya sabuna dokunmaz, fıkıhsız ve Şeriatsız, ilahî hak din olmaktan çıkıp bir hümanizme haline dönüşmüş seküler/beşerî bir İslam türetmek istiyorlar.

Hatta kulağımıza geldiğine göre 1924’te ilga edilmiş Hilafeti, bu makama kendilerine tâbi uydu bir kişiyi getirmek şartıyla yeniden hayata geçirmek istiyorlarmış.

bismillah

BismillahirRahmanirRahim

Biz Allah’ı görmüyoruz ama O bizi görüyor. O, bizim gizlediklerimizi de biliyor, beynimizdeki düşünce ve niyetleri, kalbimizdeki duyguları hep biliyor.

Allah bize Peygamber göndermiş, Kitab ve Din yollamış, doğru yolu göstermiş. Biz Müslümanlar da evet inandık demişiz. Artık mazeretimiz kalmamış.

Hem iman ettik diyoruz, hem de Kitab’a aykırı işler yapıyoruz.

Hem Peygamber’e inandık diyoruz, hem onun öğütlerini tutmuyoruz, sünnetine uymuyoruz.

Mazeretimiz yok.

Kendimizi dine uyduracağımıza, dini kendimize uydurmaya kalkıyoruz. Ne büyük çarpıklık ve sapıklık!..

Kur’anda en fazla tekrarlanan emir namaz kılmak. Bizim yüzde doksanımız namazı terk etmiş.

Kur’an azgınlıklardan uzak durunuz buyuruyor. Bizim toplumumuz azgınlık içinde.

Kur’an bize, birlik ve beraberlik içinde tek bir Ümmet olun, sakın ayrılıp parçalanmayın, sonra rüzgarınız gider diyor, biz bin parçaya ayrılmışız, birbirimizle çekişip tepişiyoruz.

Kur’an bizi dünyanın faniliği, hile ve oyunları, aldatması konusunda uyarıyor, biz kulak asmıyoruz.

Kendimizi iyi, olgun, gerçek Müslüman sanıyoruz.

Bu memlekette geçim sıkıntısından insanlar intihar ediyor, biz gerçek ve olgun Müslümanlar olsaydık böyle facialar yaşanır mıydı?

Şu çılgın bir lüks, israf, sefahat (beyinsizlik), gurur, kibir içinde yaşayan sözde Müslümanlara bakınız. Onlarda kuş kadar akıl olsaydı böyle yaparlar mıydı?

İslam dini, Kitabullah, Peygamber, Şeriat rüşveti kesin olarak yasaklamış. Alnı secde gören şu rüşvetçiler güruhuna bakınız. Veyl onlara!..

İrtidadın, dinsizlik ve densizliğin, fısk ve isyanın, günahın, tuğyanın genelleştiği şu ülkede, iki ay sonra Ramazan’da birtakım sahte dindarların yine ne haltlar yiyeceğini göreceğiz.

Ramazan etkinlikleri ve eğlenceleri, vur patlasın çal oynasın şenlikler. Evlere şenlik!..

Bozuk ve sapık bir düzende bu ne şamata, bu ne çılgınlık, bu ne sorumsuzluk…

Bizim şaşkınlar ve gafiller bozuk düzenin nimetleriyle semirdiler, bir elleri yağda bir elleri balda ya, gelecek çok pembe, memleket çok iyiye gidiyor onlara göre. Ya öyle mi?

Şehir seher vaktinde leşler gibi uyuyor. Binlerce camiden avaz avaz ezan okunuyor, camilerde birkaç ihtiyardan başka cemaat yok. Sonra da durumumuz pek parlakmış. Ya öyle mi?

Zekatlar öncelikle Müslüman fakirlerin, miskinlerin, gurbette sefalete düşmüş mültecilerin eline geçmiyor, kapanın elinde kalıyor. Birileri zekatlarla Trinidat’ta hizmet ediyorlarmış… Aman ne hizmet ne hizmet!..

Ümmet şuuru ve birliği elden gitmiş.

Müslümanların başında, kendisine itaat ve biat edilen bir İmam veya Emir yok.

Darü’l-Hilafe İstanbul, kahpe Babil’e dönmüş.

Riba ve faiz denizinde yüzüyoruz.

Kandil geceleri göğe maytab atılıyor ya, işler yolunda…

Başına renkli bir örtü bağla ve sonra istediğini yap. İslam böyle mi diyor? Şer’i tesettür bu mudur?

Düzen bozuk ya, çal çalabildiğin kadar.

Kasımiye medresesinde çanlar çalar, ezanlar okunurken havuzun üzerinden papazlar, hahamlar, müftüler merasimle geçmişlerdi. Aman ne Müslümanlık ne Müslümanlık.

Her yerde eski kiliseler restore ediliyor. Taksim’e cami yapılmasına gelince, ses seda yok.

Doğrusu iki binli yılların Müslümanları bir tuhaf, bir acayip.

Hem Kur’an okuyorlar, hem bildiklerini okuyorlar.

Kur’anı ve İslam’ı bilenler ne yapıyor? Büyük kısmı seyrine bakıyor.

Vah vah, tüh tüh, eyvah!..

bismillah

BismillahirRahmanirRahim

Büyük iddialarım, ben önemli işler ve hizmetler yaparım havalarım yoktur. Sadece şu kadar söylüyorum: Bendeniz de kendi çapımda bazı küçük hizmetler yapabilirdim ama yaptırmadılar, imkan ve fırsat tanımadılar.

Bazılarının birinci şartı şu: Önce ruhunu bize sat veya kirala…

Ne münasebet!..

Müslümanlıkta şu veya bu gruba, cemaate, tarikata girmek bir nasip meselesidir.

Bendeniz mesela Rufai olsam, bu özelliğim bana hizmet imkanı verilmesine engel teşkil eder mi?

Nakşi, Kadiri, Mevlevi, Bayrami… Nurcu… Şu veya bu tarikate ve cemaate mensup işe yarar bütün Müslümanlar İslami hizmet ve faaliyetlerde kullanılmalıdır.

Ümmet-i Muhammed çeşitlilik içinde sarsılmaz bir birlik oluşturur. Teori böyledir ama realite böyle midir?

Kendime değerli eleman demem ama islami kesimde nice değerli, işe yarar, hizmet edebilecek vasıflı eleman boş oturuyor.

Merhum Necmeddin Erbakan’a, bendenize Millî Gazete’de yazı yazmak imkanını verdiği için minnettar ve müteşekkirim.

Recep Tayyip Erdoğan beyefendiye de, 1995’de Çamlıca Sosyal Tesisleri’nin dekorasyonu ve tanzimi hususunda imkan verdiği için müteşekkirim.

Yüzlerce hizmet projem var. Bunlar hakkında yazılar yazıyorum. Hiçbir ilgi çekmiyor. Şu konudaki projeniz hakkında görüşelim şeklinde hiçbir teklif almadım.

Şöyle bir senaryo düşünelim:

Büyük bir cemaatin başkanı hakkında şu mealde bir kitap yazıyorum: Bu zat çok ama çok büyüktür, çok büyük değil en büyüktür. Onun büyüklüğünü şimdiye kadar anlamamışım. Şimdi kafama dank etti ve anladım. O hazretü’l-hazerattır, muhteremlerin muhteremidir, dünya çapındadır, kendilerine arz-ı hürmet ve biat ederim…

Ne olur biliyor musunuz?..

Bu yazıdan sonra benim de kıymetim bilinir.

Taraftarlar beni tebrik eder, bağırlarına basarlar. Öpücüğün, aferinin bini bir paraya…

Kitabımın ilk baskısı bin adet olur. Kısa zamanda yüz binlerce yeni baskısı yapılır. Bir sene sonra milyona ulaşır. Bendeniz epey telif ücreti toplar, köşeyi dönerim.

Bana hemen hizmet imkanı verilir.

Neye hizmet? Tabii ki, cemaate veya gruba…

Böyle bir şey, benim vicdanımı ve kalemimi satmam ve kiralamam manasına gelmez mi? Bana yakışır mı?

Müslümanlıkta kural şudur:

O zat bizim tarikatımızdan veya cemaatimizden değildir ama Müslüman olarak bizdendir.

Şimdi geçerli kural şudur:

Ya bizi tutarsın, yahut dışlanmaya, ilgisizliğe, gerekirse linç edilmeye razı olursun.

Bahaneleri de yok: Bu adam hizmet etmek için yüklü ücretler istiyor, bunu veremediğimiz için ona hizmet imkanı sağlayamıyoruz… Böyle bir durum yok, çünkü bendeniz bedava, ücretsiz hizmet ederim.

Lakin (onlara göre) büyük suçlarım vardır:

Bendenizde cemaat, tarikat, grup asabiyeti yoktur.

Futbol kulübü tutar gibi hizip, cemaat tutmam.

Çeşitliliği kabul ederim.

Müslüman kesimde özeleştiri yaparım.

Hizmet konusunda bendeniz yine talihli sayılırım. Hiç olmazsa yirmi senedir Millî Gazete’de devamlı yazabiliyorum.

İsmi vermeyeceğim, Ümmetimize mensup çok değerli, çok vasıflı nice şahsiyet hiçbir hizmet edemiyor. Yazıklar olsun!

Az veya çok, kendi çapımda hizmet edebilmek için yalakalık ve yağcılık yapmaktan, meddahlık etmekten (Peygamberimiz salat ve selam olsun ona) “Övücülerin suratlarına toprak saçınız” buyurmuşlardır) Allah’a sığınırım.

Kaç yerden duydum, merhum Silistreli Süleyman Efendi hazretleri, 1940’lı yılların ikinci yarısında zalim tek parti rejimine karşı İslam bayrağını kaldıran merhum üstad Necip Fazıl’ı, Çamlıca’daki bir mülkünü satıp parasını ona vererek desteklemiş.

Bugün gazetesinin yayınlanmasına vesile olan küçük sermayenin ilk bin lirasını, benim haberim yok iken ve gıyabımda (Hacı Nazif Çelebi’nin Süleymaniye’deki konağında bir ziyafet ve sohbet esnasında) merhum Şeyh Muhammed Zahid Kotku hazretleri vermiştir.

Elbette ki beni aşan, yapamayacağım hizmetleri kasd ederek söylemiyorum ama yapabileceğim, becerebileceğim hizmetler konusunda bendenizi çalıştırmayanlara hakkımı helal etmiyorum.

Hem de bedava-ücretsiz hizmet ettiğim halde.

Kendimi harcanmış bir kimse olarak görüyorum.

bismillah

BismillahirRahmanirRahim

O cemaat, reformcu bir ilahiyatçıyı dini konularda imam/önder kabul etmiştir. Bu yüzden hizmetlerinin boşa gitmesinden korkulur. İş olarak orada çalışabilirsiniz ama yanlış inanç ve amellerine ortak olmamanızı tavsiye ederim

Listesini verdiğiniz on kişiden sadece üçü icazetli alim, fakih ve müfessirdir. Onların Kur’an tercüme ve tefsirlerini okuyabilirsiniz. Diğerlerinin ilmi, icazeti olmadığı ve meal ve tefsirlerini re’y ve heva ile yaptıkları için kitapları okunmamalıdır. Okursanız ve (Allah korusun) ayağınız kayarsa sorumluluğun büyüğü size ait olur.

Haliq’a (Yaratan’a) masiyette (isyan edip günah işlemekte) mahluka (yaratığa) itaat edilmez. Daha olmazsa işinizi terk edersiniz. Allah yardımcınız olsun.

İslam dininde, Kur’anda ve Sünnette kader yoktur diyen kişi namaz da kılsa, oruç da tutsa dinden çıkmış olur. Onun kestiği yenmez, ardında namaz kılınmaz.

Müslüman anne ve babalar büluğ yaşına gelmiş kızlarını tesettüre sokmakla mükelleftir. Yine büluğ yaşına gelen çocuklar kız olsun erkek olsun beş vakit namaza teşvik edilmelidir. Böyle yapmayan ebeveyn (anne baba) günahkar olur.

Salih Müslüman kardeşine, meşreb farklılığı yüzünden düşmanlık edip kafirleri dost ve veli edinenler fasık ve şaşkındır.

Allah’a, Resulullaha, İslam’a, Kur’ana, Şeriata, Ümmete düşmanlık edip zarar vermiş olan hiçbir kafir ve zalim sevilmez ve tutulmaz. Seven ve tutanların dinleri imanları tehlikeye girer.

Son Osmanlı Padişahı ve İslam’ın 100’üncü halifesi Sultan Vahidüddin Han hazretleri imanlı, mütedeyyin, faqih, ahlak-ı hamide sahibi bir zattı. Başına hasbelkader felaketler gelmiş bedbaht ve talihsiz bir Müslümandır. Allah ona rahmetiyle muamele buyursun. Sakın ona iftira etmeyin.

Şeriata uygun gerçek tesettür ile Şeriat uymayan sahte tesettürü biliniz ve öğreniniz ki, hangi hanım tesettürlüdür, hangisi de sözde tesettürlüdür anlayasınız.

Çocuklarını paraya, zenginliğe, dünyaya, riyasete, üne, alkışa, lükse, konfora yönlendiren anne ve babalar bu yüzden kendilerinden hesab sorulmayacağını mı sanıyorlar?

Önemli olan yemek değil yedirmektir. Doyduktan sonra yiyen günaha girer. Devamlı olarak aşırı lüks yemekler yiyen sefihtir. Lakin Müslüman bir zengin yedirirse ve güzel yemekler ikram ederse inşallah sevap ve ecir kazanır.

Faziletliler Kulübü başkanlığına: Nazik davetnamenizi aldım, teşekkür ederim. Faziletli bir insan olmadığım için davetinize -hayaen- katılamayacağımı bildirir afv buyurmanızı istirham eder, ellerinizden ve eteğinizden öperim efendim.

Mütekebbir ve mağrur beyefendiye: Çay daveti için teşekkürler. O güzel bahçenizde nefis çaylarınızı içmek, eşi bir yerde bulunmayan enfes börek ve kurabiyelerinizi yemek için gelmek istiyorum ama sizin o kibir ve gururunuz yüzünden başımıza taş düşmesinden korkuyorum.

Cazibedar hanımefendiye: Yaşınız hayli ilerledi. Lütfen artık önce makyaj yaparak, sonra silerek (geride yine bir miktar boya ve kozmetik madde kalıyor) sağda ve solda arz-ı endam etmeyiniz. Makyajsızlık size daha fazla yakışır bilesiniz. İhtiramat-ı faikamı arz ve takdim ederim hanımefendi.

Next Page »