February 2011


bismillah

BismillahirRahmanirRahim


Namik Kemal Zeybek bey – Ahmed Yesevi Vakfi Baskani:

Gercek mutasavviflar ayni zamanda akil bilimlerinde de alimdiler.

Video’yu izleyiniz…

www.mpltv.de/mpltv.php?action=arsiv&islem=izle&id=27


Advertisements

bismillah

BismillahirRahmanirRahim

Allah sirat uzerinde yedi noktada kullarina yedi soru soracaktir:

1. Soru iman’dan,

2. Soru namazlardan,

3. Soru Ramazan orucundan,

4. Soru zekat verip vermediginden,

5. Soru Hac edip etmediginden,

6. Soru Ana Baba hakkindan,

7. Soru iyilikle emredip fenaliktan men edip etmedigine dair olacaktir.

Sorulara cevap veren daha ileriye gececek, cevap veremeyenler o yerde bin sene durdurulup azab cektikten sonra oradan cehenneme atilacaklardir.

Din Dersleri, Seyh Nazim Kibrisi (Agustos 2010/Ramazan 1426)

bismillah

BismillahirRahmanirRahim

Bendenize korkak diyen kardeşimize: Korkak olduğumu sanmıyorum. İnsanda kuvve-i gazabiye denilen bir boyut vardır. Bunun ifratı tehevvürdür, yani çılgınca öfkelenmek ve delice işler yapmaktır. Tefrit-i ise, cebanettir yani alçakça ve köpekçe susmak ve boyun eğmektir. Ortası, i’tidal hali ise şecaattir. Tehevvür ve cebanet mezmum (kötülenmiş) iki haldir, şecaat ise memduh (övülmüş, beğenilen) bir haslet ve huydur.

Bendeniz özel hayatında karınca bile ezmeyen halim selim bir insanım. 50 yıldır İstanbul’da gazetecilik yapıyorum. Başımdan çok sıkıntılar geçti. Bir ara Sultanahmet hapishanesinde yattım. 1969’da yurt dışına çıktım, altı seneye yakın bir müddet vatanıma dönemedim, gurbetlerde yaşadım. Pasaportumun müddeti bitti… Neler çektim.

1984’te yakalandım, Sağmalcılar cezaevine konuldum… Gerede cezaevi… Şile cezaevi…

Aleyhimde açılan davaların sayısını bilmiyorum. Avukatlarımdan rahmetli Ali Oğuz bey, af kanunu çıktıktan sonra dosyaların hepsini çöpe atmış. Keşke bana vermiş olsaydı da saklasaydım…

Defalarca evim, yazıhanem arandı. Evrakımın ve kitaplarımın bir kısmı çuvallara konulup alındı.

Kaç defa tutuklandım.

İstanbul’da iki günlük gazete çıkartıyordum. 12 Mart 1971 darbesinden sonra kukla Şalcı Nihat Erim hükümeti ve sıkıyönetim kumandanlığı iki gazetemi de süresiz olarak kapattı, iflas etmeme yol açtı.

Başımdan geçen bu hadiseler korkak olmadığımı ispata yetmez mi?

Bazı doğruları yazamamak korkaklık olarak tavsif edilmemelidir. Hikmet kaidesi şudur: “Söylediğin her söz doğru olmalı ama her doğruyu söylemek doğru değildir.”

Artık elimde, şu sütunlarda günlük yazılar kaleme almaktan başka bir imkan yoktur. Bana bu imkanı sağlayan Necmettin Erbakan beyefendiye teşekkür ediyor, kendisine sıhhat ve selamet diliyorum.

İslami kesimdeki büyük ve geniş hizmet imkanları şimdi birtakım cemaatlerin ve grupların elindedir. Onlar, genellikle kendilerinden olmayanlarla işbirliği yapmazlar. Allah’tan hepsine hayırlı başarılar dilerim. Başarı gibi gösterilen hayırsız işler için dua etmem. Hayırsız işler nelerdir?

(1) Kur’ân-ı Kerîm’e aykırı işlerdir… (2) Sünnete aykırı işlerdir… (3) Şeriata aykırı işlerdir… (4) İslam ahlakına, Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) ahlakına aykırı işlerdir… (5) Hikmet-i islamiyeye aykırı işlerdir…

Birkaç örnek vereyim: Ramazanda beş yıldızlı lüks bir otelde hahamlar, patrikler, papazlar, monsenyörler ile birlikte israflı iftar ziyafetleri tertiplemek… İslam dinini, Kur’anı, Hz. Peygamberi inkar ve tekzip eden gayr-i müslimleri cennetlik ilan etmek… İslam düşmanı kafirleri dost ve veli edinmek… Zekatı Kur’ân’a, Sünnete, Şeriata aykırı olarak toplayıp sarf etmek… Cemaat fanatizmi yapmak

Zamanın İmam’ı ve Emir’i kim ise açıkça ilan et diyenlere: Sanırım Mehdi-i ahir zamanın zuhuru ve hurucu yakındır. Ortaya çıkınca nazar ve basiret sahipleri görecek ve anlayacak, biat edecektir. Sapık mezheplere mensup bazı ulema Mehdi’yi inkar edecek ve ona karşı çıkacaktır. Bu dediklerim sahih haberlerle bildirilmiştir.

Bendeniz bu yazılarımla bu kadar hizmet edebiliyorum. Bizim yapamadığımız hizmetleri mürüvvet ve imkan sahipleri yapsınlar inşallah. Selam ve hürmetlerimle.

bismillah

BismillahirRahmanirRahim

Hadisler, ana babaya itaatin Allah’a itaat oldugunu, onlara karsi edepsizligin ise yuce Allah’i gazaba getirecegini belirtir. (Tirmizi, Birr, 2; Hakim, Mustedrek, IV, 152)

Manevi doguma vesile olan mursit hurmeti hak etmis demektir. Ona hurmetsizlik haramdir. (Sarani, a.g.e. I, 189-190)

Ana-babaya iyilik, dinimizin insana yüklediği en büyük, yapılması gerekli olan vazifelerdendirOnlara can sıkıntısı ile “üf” demek bile haram kılınmıştırBinaenaleyh, ana–babaya isyan ve eza etmek büyük günahlardandırAbdurrahman bEbû Bekre (RA), babasından yaptığı rivayete göre bir kere HzPeygamber (SAV) Efendimiz ashaba üç defa:

– Büyük günahların en büyüğünü size haber vereyim mi? buyurduAshab da:

– Evet bildir, Yâ Resûlellah, dediResûlullah (SAV) Efendimiz de:

– ALLAH Teâlâ’ya şirk koşmak, ana–babaya isyan ve eza etmektir, buyurduHzPeygamber (SAV) Efendimiz dayanmakta iken oturdu da: – Dikkat edin, iyi dinleyin! Bir de yalan söz ve yalan şahitliğidirDikkat edin! Bir de yalan söz ve yalan şahitliğidir, buyurdu ve bu sözü durmadan tekrar tekrar söylüyordu ki, hatta biz Resûl-i Ekrem (SAV)’e acıyarak:

– Keşke sussa, dedik(Buharî, Şehadet: 10, Edeb: 6, İsti’zan: 35, Eyman: 16, Diyat: 2, İstitabe: 1, Müslim; İman: 143, Tirmizi, Birr: 4, Tefsir sûre: 4, 4-7, Neseî, Tahrim: 4, Kasame: 49, Darimi, Diyat: 9, AbHanbel, 5/36, 38-413)

Abdullah İbn-i Amr (RA)’den rivayete göre, Resûlullah (SAV) Efendimiz şöyle buyurdu:

“Rabbin rızası, ana-babanın rızasındadırRabbin gazabı da ana-babanın gazabındadır” (Tirmizi, Birr: 3, Hakim, Müstedrek, 4/152)

Ebû’d-Derda (RA)’dan rivayete göre, Resûlullah (SAV) Efendimiz şöyle buyurdu: “Ana ve baba cennet kapılarının tam ortasıdırİstersen o kapıyı muhafaza et, istersen zayi et” (Tirmizi, Birr: 3, Hakim, Müstedrek, 2/197, 4/152)

Abdullah İbn-i Amr (RA)’dan rivayete göre, Resûlullah (SAV) Efendimiz şöyle buyurdu: “Söz taşıyan, (ana–babasına) karşı gelen ve içki içmeye devam eden kişi cennete giremez” (Nesei, Eşribe: 46, Zekât: 69, Darimi, Eşribe: 5)

Bu arada önemle şunu belirtelim ki: Ana-babaya ihsan bu kadar yüksek bir görev olmakla beraber, bu görev hiçbir zaman ALLAH Teâlâ’ya ortak koşmayı gerekli kılmamalıdırYani ana-baba, evlatlarının ALLAH Teâlâ’ya isyan etmesiyle memnun olacaklar ise, onları bu şekilde memnun etmeye çalışmak, ALLAH Teâlâ’ya şirk manasına geleceğinden yasaklanmıştır ve haramdırEvet, ALLAH Teâlâ’ya isyanı ve günahı, inkâr ve şirki gerektiren hususlarda ana-babanın emrine itaat edilmezNitekim Cenâb-ı Hak şöyle buyurur: “Eğer onlar seni, hakkında bilgin olmayan bir şeyi (körü körüne) Bana ortak koşman için zorlarlarsa, onlara itaat etmeOnlarla dünyada iyi geçinBana yönelenlerin yoluna uySonunda dönüşünüz ancak BanadırO zaman size, yapmış olduklarınızı haber veririm” (Lokman sûresi: 15)

“Biz insana, ana babasına iyi davranmasını tavsiye etmişizdirEğer onlar seni, hakkında bilgin olmayan bir şeyi (körü körüne) Bana ortak koşman için zorlarlarsa, onlara itaat etmeDönüşünüz ancak BanadırO zaman size yapmış olduklarınızı haber vereceğim” (Ankebût sûresi:8)

HzAli (RA)’dan rivayete göre HzPeygamber (SAV) Efendimiz de: “–ALLAH Teâlâ’ya isyan hususunda (hiçbir kimseye) itaat yokturİtaat ancak meşrû konulardadır” (Müslim, İmare:39) buyurmuşlardır

Abdullah bÖmer (RA)’den rivayet edilen diğer bir hadis-i şerifte de Resûlullah (SAV):

“-Müslüman bir kimseye, hoşuna giden veya gitmeyen her hususta (amirini) dinleyip itaat etmek gerekirAncak, bir masiyetle (ALLAH Teâlâ’ya isyan) emredilmişse o müstesna!Eğer bir masiyet emredilmişse ne dinlemek vardır, ne de itaat, buyurmuşlardır” (Müslim, İmare:38, Tirmizi, Cihad: 29, Davud, Cihad: 86, Neseî, Bey’at: 34)

Zikredilen ayet-i kerime ve hadis-i şeriflerin açık delâletinden şunu anlıyoruz:

ALLAH Teâlâ’ya isyanı gerektiren hususlarda hiçbir kimseye itaat edilmezBir haramı işlemeyi veya bir farzı terketmeyi emreden amirin emri, ona itaat eden memuru mesuliyetten kurtaramaz

İbnu Amr (radıyallahu anh) anlatıyor: “Bir adam, cihada iştirak etmek için Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)’den izin istedi. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm): “Annen baban sağlar mı?” diye sordu. Adam: “Evet” deyince: “Onlara (hizmet de cihad sayılır), sen onlara hizmet ederek cihad yap” buyurdu.

Buhârî, Cihâd 138, Edeb 3; Müslim, Birr 5, (2539); Ebu Dâvud, Cihad, 33, (2529); Nesâî, Cihad 5; Tirmizî, Cihad 2, (1671).

Behz İbnu Hakîm babası tarikiyle dedesi Mu’aviye İbnu Hayde el-Kuşeyrî (radıyallahu anh)’den naklediyor. Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)’e: “Ey Allah’ın Resûlü, kime iyilik yapayım? diye sordum. Bana: “Annene” dedi. “Sonra kime?” diye tekrar ettim. “Annene” dedi. “Sonra kime?” dedim. “Annene” dedi. “Sonra kime?” dedim, bu dördüncüde “Babana, sonra da tedrici yakınlarına” diye cevap verdi.”

Ebu Dâvud, Edeb 129, (5141); Tirmizî Birr 1, (1898).

152 – Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: Bir adam gelerek: “Ey Allah’ın Resûlü iyi davranıp hoş sohbette bulunmama en ziyaâde kim hak sâhibidir?” diye sordu. Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm): “Annen!” diye cevap verdi. Adam: “Sonra kim?” dedi, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) “Annen!” diye cevap verdi. Adam tekrar: “Sonra kim?” dedi Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) yine: “Annen!” diye cevap verdi. Adam tekrar sordu: “Sonra kim?” Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) bu dördüncüyü: “Baban!” diye cevapladı.”     Buhârî, Edeb 2; Müslim, Birr 1, (2548).

Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: “Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) bir gün: “Burnu sürtülsün, burnu sürtülsün, burnu sürtülsün” dedi. “Kimin burnu sürtülsün ey Allah’ın Resûlü?” diye sorulunca şu açıklamada bulundu: “Ebeveyninden her ikisinin veya sâdece birinin yaşlılığına ulaştığı halde cennete giremeyenin.”

Müslim, Birr 9, (251); Tirmizî, Daavât 110 (3539).

Muâviye İbnu Câhime’nin anlattığına göre; Câhime (radıyallahu anh) Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)’e gelir ve: “Ey Allah’ın Resûlü, ben gazveye (cihad) katılmak istiyorum, bu konuda sizinle istişâre etmeye geldim” der. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm): “Annen var mı?” diye sorar. “Evet” deyince, “Öyleyse ondan ayrılma zira cennet onun ayağının altındadır” buyurur.

Nesâî, Cihad 6, (6, 11).

Ebu’d-Derda (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm): “Baba cennetin orta kapısıdır. Dilersen bu kapıyı terket dilersen muhafaza et” dediğini işittim.

Tirmizî, Birr, 3, (1901). Tirmizî, hadise “sahih” dedi.

Ebu Üseyd Mâlik İbnu Rebî’a es-Sâidî (radıyallahu anh) anlatıyor: “Bir adam: “Ey Allah’ın Resûlü, anne ve babamın vefatlarından sonra da onlara iyilik yapma imkânı var mı, ne ile onlara iyilik yapabilirim?” diye sordu. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm): “Evet vardır” dedi ve açıkladı: “Onlara dua, onlar için Allah’tan istiğfar (günahlarının affedilmesini) taleb etmek, onlardan sonra vasiyetlerini yerine getirmek, anne ve babasının akrabalarına karşı da sıla-i rahmi ifa etmek, anne ve babanın dostlarına ikramda bulunmak.”

Ebu Dâvud, Edeb 129, (5142); İbnu Mâce, Edeb 2, (3664).

Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: “Reslulullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Kıntâr onikibin okiyyedir. Her okiyye, yerle gök arasında bulunan şeylerin hepsinden hayırlıdır.”

Yine Resülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Kişinin ahirette derecesi yükseltilir. Bunun üzerine: “Bu yükselme (hakkım değildi), nereden gelmedir?” der. Kendisine: “Bu senin için evladının yaptığı istiğfar sebebiyledir” denilir.”

Zeyd İbnu Erkam (radıyallahu anh) anlatıyor: “Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdu ki: “Kim ebeveyninden birine bedel haccederse, bu haccla onun borcunu ödemiş olur. Bu durum semâdaki ruhuna müjdelenir. Kişi, anne ve babasına karşı isyankâr (âkk) bile olsa (bu iyiliği sebebiyle) Allah’ın nezdinde (iyi kullar meyanında) yazılır.”

Diğer bir rivayette ise: “Babası için bir hacc, kendisi için yedi hacc yazılır” denmiştir.

Bu rivayeti Rezîn tahric etti. Bu rivayet Heysemî’nin Mecmau’z-Zevâid’inde, Taberâni’nin Mu’cemu’l-Kebir’inden kaydedilmiştir (3, 282).

Ebu Bekre radıyallahu anh anlatıyor: “Resülullah aleyhissalâtu vesselâm: “Size büyük günahların en büyüğünü haber vereyim mi?” buyurmuş ve bunu üç kere tekrar etmişlerdi. Biz: “Evet!” deyince:

“Allah’a şirk koşmak, anne ve baba haklarına riayetsizlik, cana kıymak!” buyurdular. Bu sırada dayanmış durumda idi, yere oturup:

“Haberiniz olsun! Yalan söz, yalan şahidlik!” dedi ve bunu o kadar tekrar etti ki, “Keşke kesse artık!” temennisinde bulunduk.”  Buhâri, Şehâdât 10, Edeb 6, İsti’zân 35, İstitâbe 1; Müslim, İmân 143, (87); Tirmizi, Şehâdât 3, (2302).

İbnu Amr İbni’I-As radıyallahu anhüma anlatıyor: “Resulûllah aleyhissalâtu vesselâm:  “Kişinin anne ve babasına sövmesi büyük günahlardandır!” buyurmuşlardı. Orada bulunanlar:

“Hiç kişi anne ve babasına söver mi?” dediler.

“Evet! Kişi, bir başkasının babasına söver, o da babasına söver; annesine söver, o da bunun annesine söver!” buyurdular.”   Buhâri, Edeb 4; Müslim, İmân 146, (90); Tirmizi, Birr 4, (1903); Ebu Dâvud, Edeb 129, (5141).

İbnu Ömer radıyallahu anhüma anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:

“Üç kişi vardır, Kıyamet günü Allah onlara nazar etmez: Anne ve babasının hukukuna riayet etmeyen kimse, erkekleşen kadın ve deyyûs kimse.”

Nesâî, Zekat 69, (5, 81).

Yine Nesâî’nin bir rivayetinde Resûlullah şöyle buyurmuştur:

“Üç kişi vardır, cennete girmeyecektir: Anne babasının hukukuna riayet etmeyen kimse; içki düşkünü olan kimse; verdiğini başa kakan kimse.”

Nesâî, Zekat 69, (5, 81).

İbnu Selame es-Sülemî radıyallahu anh anlatıyor:

“Resülullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: “Kişiye annesi(nin hakkına riayeti) tavsiye ederim. Kişiye annesi(nin hakkına riayeti) tavsiye ederim. Kişiye annesi(nin hakkına riayeti) tavsiye ederim” -diye üç kere tekrar etti. Sonra şöyle devam etti:- “Kişiye babası(nın hakkına riayeti) tavsiye ederim, kişiye kendi yerine işini takip eden velisi(nin hakkına riayeti) tavsiye ederim, hatta velisi kendisine eza vermiş bile olsa.”

EBEVEYNE İYİLİK – Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: Bir adam gelerek: “Ey Allah’ın Resûlü iyi davranıp hoş sohbette bulunmama en ziyaâde kim hak sâhibidir?” diye sordu. Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm): “Annen!” diye cevap verdi. Adam: “Sonra kim?” dedi, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) “Annen!” diye cevap verdi. Adam tekrar: “Sonra kim?” dedi Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) yine: “Annen!” diye cevap verdi. Adam tekrar sordu: “Sonra kim?” Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) bu dördüncüyü: “Baban!” diye cevapladı.” Buhârî, Edeb 2; Müslim, Birr 1, (2548). 

– Küleyb İbnu Menfa’a ceddi bulunan Küleyb el-Hanefi (radıyallahu anh)’den anlattığına göre, kendisi Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’a gelerek sormuştur: “Ey Allah’ın Resûlü kime karşı iyilik yapayım?” Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) şu cevabı vermiştir: “Annene, babana, kızkardeşine, oğlan kardeşine, bunu takip eden azadlına. Bu iyiliği de, üzerine vâcib olan bir hakkın ödenmesi, yani, sıla-ı rahmin yerine getirilmesi olarak yapacaksın. (Nafile, ihtiyarî, hasbî bir davranış tatavvu grubuna giren bir amel olarak değil)”.

Ebu Dâvud, Edeb 129, (5140).

– Behz İbnu Hakîm babası tarikiyle dedesi Mu’aviye İbnu Hayde el-Kuşeyrî (radıyallahu anh)’den naklediyor. Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)’e: “Ey Allah’ın Resûlü, kime iyilik yapayım? diye sordum. Bana: “Annene” dedi. “Sonra kime?” diye tekrar ettim. “Annene” dedi. “Sonra kime?” dedim. “Annene” dedi. “Sonra kime?” dedim, bu dördüncüde “Babana, sonra da tedrici yakınlarına
nlarına” diye cevap verdi.”

Ebu Dâvud, Edeb 129, (5141); Tirmizî Birr 1, (1898).

Ebu Dâvud bir rivayette şu ziyadeyi kaydeder: “Haberiniz olsun, kişi azatlısından bir fazlasını istese, azadlı (mevlâ) bu (ihtiyaç fazlası)na sâhib olduğu halde yerine getirmese kıyamet günü vermemiş olduğu bu fazlalık bir engerek yılanı olarak kendisine getirilir.”

– Abdullah İbnu Amr İbnu’l-Âs (radıyallahu anh) anlatıyor: “Bir adam: “Ey Allah’ın Resûlü benim malım ve bir de çocuğum var. Babam malımı almak istiyor” (ne yapayım?) diye sordu. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm): “Sen ve malın babana aitsiniz. Şunu bilin ki, evladlarınız kazançlarınızın en temizlerindendir. Öyle ise evladlarınızın kazançlarından yiyin” buyurdu.”

Ebu Dâvud, Büyü 79, (3530); İbnu Mâce, Ticârât 64, (2291)-2292).

– Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: “Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) bir gün: “Burnu sürtülsün, burnu sürtülsün, burnu sürtülsün” dedi. “Kimin burnu sürtülsün ey Allah’ın Resûlü?” diye sorulunca şu açıklamada bulundu: “Ebeveyninden her ikisinin veya sâdece birinin yaşlılığına ulaştığı halde cennete giremeyenin.”

Müslim, Birr 9, (251); Tirmizî, Daavât 110 (3539). Rivayetin yukarıdaki metni, Müslim’deki metindir.

– Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: Hiçbir evlad, babasının hakkını, bir istisna durumu dışında ödeyemez. O durum da şudur: Babasını köle olarak bulur, satın alır ve âzad eder.”

Müslim, Itk 25, (1510); Ebu Dâvud, Edeb 129, (5137); Tirmizî, Birr 8, (1907); İbnu Mâce, Edeb 1, (3659).

– Abdullah İbnu Amr İbni’l-Âs (radıyallahu anh) anlatıyor: “Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) şöyle buyurdu: “Allah’ın rızası babanın rızasından geçer. Allah’ın memnuniyetsizliği de babanın memnuniyetsizliğinden geçer.”

Tirmizî, Birr 3 (1900).

Tirmizi bu hadisi hem Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)’in sözü (merfu) olarak, hem de sahâbî sözü (mevkuf) olarak rivayet eder. Ayrıca mevkuf olarak rivayet eden tarîkin sahih olduğunu söyler.

– İbnu Amr (radıyallahu anh) anlatıyor: “Bir adam, cihada iştirak etmek için Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)’den izin istedi. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm): “Annen baban sağlar mı?” diye sordu. Adam: “Evet” deyince: “Onlara (hizmet de cihad sayılır), sen onlara hizmet ederek cihad yap” buyurdu.

Buhârî, Cihâd 138, Edeb 3; Müslim, Birr 5, (2539); Ebu Dâvud, Cihad, 33, (2529); Nesâî, Cihad 5; Tirmizî, Cihad 2, (1671).

Müslim’in bir diğer rivayetinde adam: “…Sana, hicret ve cihad etmek ecrini de Allah’tan istemek şartı üzerine biat ediyorum” der. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm): “Anne ve babandan sağ olan var mı?” diye sorar. Adam: “Evet, her ikisi de sağ” deyince: “Yani sen Allah’tan ecir istiyorsun?” der. Adamın “evet”i üzerine: “Öyleyse vâlideyn’in yanına dön. Onlara iyi bak, (Allah’ın rızası ondadır)” emreder.

Ebu Dâvud ve Nesâî’de gelen bir diğer rivayette adam: “Ağlamakta olan ebeveynimi de geride bıraktım” der. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) ona “Yemen’de bir kimsen var mı?” diye sordu. Adam: “Ebeveynim var” deyince “Peki, onlar sana izin verdiler mi? diye tekrar sordu. “Hayır” cevabı üzerine: “Öyleyse onlara geri dön, onlardan izin iste. Şâyet izin verirlerse cihada katıl, vermezlerse onlara hizmet et!” emretti.”

– Muâviye İbnu Câhime’nin anlattığına göre; Câhime (radıyallahu anh) Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)’e gelir ve: “Ey Allah’ın Resûlü, ben gazveye (cihad) katılmak istiyorum, bu konuda sizinle istişâre etmeye geldim” der. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm): “Annen var mı?” diye sorar. “Evet” deyince, “Öyleyse ondan ayrılma zira cennet onun ayağının altındadır” buyurur.

Nesâî, Cihad 6, (6, 11).

– İbnu Ömer (radıyallahu anh) anlatıyor: “Nikâhım altında bir kadın vardı ve onu seviyordum da. Babam Ömer ise, onu sevmiyordu. Bana: “Boşa onu” dedi. Ben itiraz ettim ve boşamadım. Babam Ömer (radıyallahu anh) Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)’e gelerek durumu arzetti. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) bana: “Boşa onu” dedi.

Ebu Dâvud, edeb 129, (5138); Tirmizî, Talâk 13, (1189). Tirmizî hadisin sahih olduğunu da belirtti.

– Ebu’d-Derda (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm): “Baba cennetin orta kapısıdır. Dilersen bu kapıyı terket dilersen muhafaza et” dediğini işittim.

Tirmizî, Birr, 3, (1901). Tirmizî, hadise “sahih” dedi.

– Büreyde (radıyallahu anh) anlatıyor: “Bir kadın: “Ey Allah’ın Resûlü, ben anneme bir cariye tasadduk etmiştim. Şimdi annem öldü” dedi. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm): “Sadaka yapmış olmanın) ecrini mutlaka alacaksın. Miras yoluyla cariye sana geri gelecek (tekrar senin olacak)” buyurdu. Kadın: “Ey Allah’ın Resûlü annemin bir aylık oruç borcu vardı, onun yerine tutabilir miyim?” diye sordu. “Annene bedel tut!” dedi. Kadın: “Ey Allah’ın Resûlü, annem hiç haccetmedi, onun yerine hac yapabilir miyim?” diye sordu Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm): “Evet, ona bedel haccet” buyurdu.”

Müslim, Sıyam 157, (1149); Tirmizî, Zekât 31 (667); Ebu Dâvud, Vesâyâ 12, (2877), Zekât 31, (1656).

– Esma Bintu Ebî Bekr (radıyallahu anhâ) anlatıyor: Henüz müşrik olan annem yanıma geldi. (Nasıl davranmam gerekeceği hususunda) Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)’den sorarak: “Annem yanıma geldi, benimle (görüşüp konuşmak) arzu ediyor, anneme iyi davranayım mı?” dedim. “Evet” dedi, ona gereken hürmeti göster.”

Buhârî, Hibe 28, Edeb 8; Zekat 50 (1003); Ebu Dâvud, Zekât, 34, (1668);

– İbnu Ömer (radıyallahu anh) anlatıyor: “Bir adam Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’a gelerek: “Ben büyük bir günah işledim, buna tevbe imkanım var mı?” dedi. Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm): “Annen var mı?” diye sordu. Adam: “Hayır yok” dedi.

“Peki teyzen de mi yok?” dedi. Adam: “Hayır, var” deyince Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm): “Öyle ise ona iyilik yap!” diye emretti.”

Tirmizî, Birr 6, (1905).

Tirmizî el-Berâ’dan kaydettiği diğer bir hadiste şu ziyadeye yer verir: “Teyze anne makamındadır.”

– Ebu Üseyd Mâlik İbnu Rebî’a es-Sâidî (radıyallahu anh) anlatıyor: “Bir adam: “Ey Allah’ın Resûlü, anne ve babamın vefatlarından sonra da onlara iyilik yapma imkânı var mı, ne ile onlara iyilik yapabilirim?” diye sordu. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm): “Evet vardır” dedi ve açıkladı: “Onlara dua, onlar için Allah’tan istiğfar (günahlarının affedilmesini) taleb etmek, onlardan sonra vasiyetlerini yerine getirmek, anne ve babasının akrabalarına karşı da sıla-i rahmi ifa etmek, anne ve babanın dostlarına ikramda bulunmak.”

Ebu Dâvud, Edeb 129, (5142); İbnu Mâce, Edeb 2, (3664).

– İbnu Ömer (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’ı işittim, şöyle diyordu: “Kişinin yapacağı en üstün iyiliklerden biri, ölümünden sonra babasının dostlarına sıla-ı rahimde bulunmasıdır.”

Müslim, Birr,11-13 (2552); Tirmizî, Birr, 5 (1904); Ebu Dâvud, Edeb 129, (5143).

– Ömer İbnu’s-Sâib’den rivayet edildiğine göre, şu haber kendisine ulaşmıştır: “Peygamberimiz (aleyhissalâtu vesselâm) bir gün otururken süt babası çıkagelir. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) hürmeten, onun için, giydiği şeylerden birini serer ve üzerine oturtur. Az sonra süt annesi gelir. Peygamberimiz (aleyhissalâtu vesselâm) bunun için de elbisenin diğer tarafını serer, kadın üzerine oturur. Biraz sonra süt-oğlan kardeşi gelir. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) kalkarak onu da önüne oturtur.”

Ebu Dâvud, Edeb 129, (5145).

– Zeyd İbnu Erkam (radıyallahu anh) anlatıyor: “Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdu ki: “Kim ebeveyninden birine bedel haccederse, bu haccla onun borcunu ödemiş olur. Bu durum semâdaki ruhuna müjdelenir. Kişi, anne ve babasına karşı isyankâr (âkk) bile olsa (bu iyiliği sebebiyle) Allah’ın nezdinde (iyi kullar meyanında) yazılır.”

Diğer bir rivayette ise: “Babası için bir hacc, kendisi için yedi hacc yazılır” denmiştir.

Bu rivayeti Rezîn tahric etti. Bu rivayet Heysemî’nin Mecmau’z-Zevâid’inde, Taberâni’nin Mu’cemu’l-Kebir’inden kaydedilmiştir (3, 282).

internet alintisi

bismillah

BismillahirRahmanirRahim